ateist / ateizm

"insanlar gerçek olmasını diledikleri şeylere inanırlar."

Irak Televizyon Kanalında “Dünya Düz mü Değil mi?” Tartışması

Aşağıdaki video, körü körüne bağlanıldığında birtakım inançların gerçeklikten ne kadar uzak olduğunun bir göstergesi. Buna paralel olarak çeşitli kanıtlarla desteklendiği halde bazı gerçeklikler, dini değer yargıları nedeni ile benimsenmemektedirler. Nasıl ki yüzyıllar önce Galileo’nun Dünya’nın döndüğü ve yuvarlak olduğu iddiası o dönemin hakim görüşü ile çeliştiği için genel kabul görmediyse, bugün de bilimsel birtakım kanıtlarla desteklenmesine ve bilimsel çevrede kabul edilmesine rağmen örneğin Evrim Teorisi birçok insan tarafından -içeriği bilinmeksizin- kati suretle kabul edilmemekte.  Oysa yüzyıllar sonra muhtemelen, Dünya’nın yuvarlak olduğu nasıl hemen herkes tarafından kabul ediliyorsa, bu tür gerçeklikler de nitelikli eğitimin hüküm sürdüğü ülkelerde genel kabul görecektir.

Güneş Dünya’nın etrafında dolaşır çünkü Kuran ayetlerinde de aşikar olduğu üzere Güneş Dünya’dan daha küçüktür. (…) Kuran tarafından onaylanmayan bu tür bir bilim kafir icadıdır. Kuran’da, Dünya’nın yuvarlak olduğunu veya döndüğünü gösteren hiçbir ayet yoktur. Kuran’da bahsedilmeyen herhangi bir şey yanlıştır.

 

Buna ek olarak, geçtiğimiz aylarda İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, Dünya’yı Güneş’in aydınlatmadığını düşündüğünü belirtmişti:

Kur’an-ı Kerim şunu da gösteriyor ki Dünya’yı, Güneş aydınlatmıyor. Dünya’yı aydınlatan, Güneş ışınlarını aydınlığa çeviren gündüz dediğimiz varlıktır. Gündüz dediğimiz varlık ufkun altında da olsa, bunu aydınlığa çevirmektedir. Karanlığın oluşması, Güneş’in batmasından değil, gece denilen varlığın ortaya çıkmasıdır. Resim ve belgeseller üzerinde yaptığımız çalışmalarda da güneşin tepede olmasına rağmen karanlık olduğunu, Güneş’in yok olmasına rağmen gündüz denilen varlığın ortaya çıktığını görüyoruz. Güneş’ten yansıyan ışınları gündüze çeviriyor.

Written by ateist

Aralık 4, 2011 at 23:59

ateizm, Blog, düzyazılar, din, eleştiri, görüntü - video, Genel, şeriat kategorisinde yayınlandı

İnsan İradesi Bir Ham Hayaldir

İlahiyatçılar bize hep; insan özgürdür derler. Oysa bunların bütün ilkeleri insanın özgürlüğünün yıkımı ve yok edilmesinde birleşir. Tanrısallığı, haklı çıkarmak isteyerek, alçakça, en kara, en karanlık zulümlerle suçlarlar. Tanrının lütfu olmaksızın insanın kötülük yapmakta zorunlu olduğunu kabul ederler ve iyilik yapmak nimetini asla vermemiş olduğundan dolayı Tanrının insanı cezalandıracağını temin ederler.

Biraz düşünülürse teslim etmek zorunlu olur ki, insan bütün eylemlerinde özgür değildir ve insan iradesi ilahiyatçıların sisteminde bile bir ham hayaldir. İnsan filan ya da falan ana babadan doğmakta ya da doğmamakta özgür müdür? Ana ve babanın ya da eğiticilerinin görüşlerini, fikirlerini almak ya da almamak insanın elinde midir? Ben putperest ya da Muhammedi ana babadan doğmuş olsaydım, İsevi olmak elimde olur muydu? Bununla birlikte, haşin dinbilimciler bize temin ediyorlar ki, Allah,nasranilerin dinini tanıtmak çabası göstermeyenlerin tümünü, acımasızca cezalandıracaktır!

İnsanın doğması hiçbir şekilde kendi seçimi ve arzusu sonucu olmaz, dünyaya gelmek isteyip istemediği insana sorulmamıştır. Doğa, ona verdiği ana, baba ve ülke hakkında kendisinin oyunu almamıştır. İnsanın edindiği düşünceleri, görüşleri; yanlış-doğru bütün bilgileri aldığı ve üzerinde asla hakimiyet kuramadığı eğitiminin ürünüdür.İhtirasları, özlemleri, doğanın kendisine vermiş olduğu yaratılışın, kendisine telkin edilmiş olan düşüncelerin zorunlu sonucudur. Hayatı boyunca istekleri, eylemleri hep insanın ilişkisinin, alışkanlıklarının, işlerinin, haz duyduğu şeylerin, konuşmalarının,elinde olmayarak bir kelimede kendini gösteren düşüncelerin, üzerinde hiçbir türlü hüküm ve nüfuzu olmadığı birçok olayın eseridir. Geleceği önceden görmeye gücü yetmediğinden, insan, yaşadığı anı izleyen anda ne isteyeceğini ve ne yapacağını bilmez. İnsan doğduğu andan yaşamının son nefesine kadar bir an özgür olmaksızın yaşamının sonuna varır.

Diyeceksiniz ki; insan isterse danışır, seçer, karar verir. Bundan da, eylemlerindeözgür olduğunu çıkaracaksınız. İnsanın arzu ettiği, istediği doğrudur. Ancak insan,iradeleri ya da arzuları üzerinde hakim değildir. İnsan ancak benliğine, kendine yararlı olduğuna karar verdiği şeyi arzu edebilir. Ne acıyı sevebilme, ne hoşlandığı şeylerden tiksinme özgürlüğü vardır.

Tutkunu olduğu güzel anı, sevgilisinin yüz çizgilerine veren, aşık değildir. Dolayısıyla aşk ve muhabbetinin konusu olan sevgiliyi sevmekte ya da sevmemekte aşık özgür değildir. Kendisine hakim olan hayalgücü ve mizaç, insanın hüküm ve tasarrufun da değildir. Bundan zorunlu olarak şu sonuç çıkar: İnsan, ruhunda kendiliğinden yükselen iradelerin, arzuların hakimi değildir. Ancak diyeceksiniz ki, “İnsan arzularına direnebilir; bunun için insan özgürdür”. Bir şeyden vazgeçiren nedenler, o şeye yönelten nedenlerden daha güçlü olduğunda, ancak o zaman, insan arzularına direnir.Ancak o zaman direnmesi zorunludur, isteğe bağlı değildir. Namussuz olarak tanınmak, itibar kaybetmek ve ceza korkusu duygusu, paraya düşkünlük duygusuna üstün gelen kimse, bir başkasının parasını zorla almak ya da çalmak arzusuna zorunlu olarak direnir.

Danıştığımız zaman özgür değil miyiz, özerk değil miyiz? Ancak bilmekte ve bilmemekte, kuşkulu ya da emin olmakta insan özgür müdür? Danışma; eylemimizin sonuçları hakkındaki tereddütlerimizin, kararsızlığımızın zorunlu bir sonucudur. Bu sonuçtan emin olur olmaz, ya da emin olduğumuz inancı bizde doğar doğmaz zorunluolarak karar alırız; o zaman iyi ya da kötü karar vermiş olmamıza göre, zorunlu olarakeylem ve uygulamada bulunuruz. Yanlış, doğru kararlanmız isteğe bağlı değildir;kararlanmız, zorunlu olarak aldığımız ya da zekamızın bizzat oluşturduğu fikirlerinzorunlu olarak tayin ettiği kararlardır.

İnsan seçmekte özgür değildir; insan kendisine en yararlı ya da hoş gördüğünü seçmekte, açıkça zorunludur. Seçimini ertelerken de özgür değildir. Karşılaştığıkonuların niteliğini öğreninceye, ya da öğrendiğine inanıncaya, ya da işlerinin sonucunu iyice tartıncaya, hesaplayıncaya kadar seçimini ertelemeye zorunludur.“İnsan, kendisine zararlı olduğunu bildiği eylemin uygulanması kararını her an alır;bundan dolayı insan özgürdür, eylemlerinde serbesttir; insan bazen kendi kendisini öldürür; bundan dolayı insan özgürdür” diyeceksiniz. Bunu reddederim: İnsan iyi ya da kötü düşünmekte, doğru ya da yanlış akıl yürütmekte, muhakemede bulunmakta özgür müdür? Akıl ve anlayışı, edindiği görüşlere ya da organlarının yapısına bağlı değil midir? Ne bu görüşler, ne de bu yapı insanın özgürlüğünü kanıtlayamaz. Çünkü insanın elinde olmayarak oluşmuşlardır.

“Bir işi yapmak ya da yapmamak için bahis tutsam, bu işi yapmakta ya dayapmamakta özgür değil miyim? Bu işi yapmak ya da yapmamak elimde değil midir?” diyorsunuz. Size, hayır diye cevap vereceğim. Bahsi kazanmak arzusu sözü edilen şeyi yapmaya ya da yapmamaya sizi zorunlu olarak yöneltir. “Ya bahsi kaybetmeye razıolursam?” O zaman da, özgür olduğunuzu bana kanıtlama arzunuz, bahsi kazanma arzunuzdan daha kuvvetli bir neden olur!

Ancak diyeceksiniz ki, kendimi özgür hissediyorum. Bu, masaldaki sineği hatırlatan bir kuruntu, bir illüzyondur. Ağır bir arabanın oku üzerine konmuş olan bu sinek,üzerinde götürülmekte bulunduğu arabayı kendisinin çekip götürmekte ve sevk ve idare etmekte olduğu zannıyla kendi kendini alkışlıyordu. Özgür olduğu zannında bulunan insan da, haberi olmaksızın götürüldüğü halde, evrenin makinesini sevk ve hareketlendirmekte kendisinin serbest olduğunu sanan bir sinektir.

Bir şeyi yapmakta ya da yapmamakta özgür olduğumuzu zannettiren iç duygu,yalnızca katıksız hayalden başka bir şey değildir.

Eylemlerimizin gerçek başlangıcına baktığımızda, anlarız ki, bu eylem ve işler asla hükmümüz altında bulunmayan isteklerimizin, arzularımızın kaçınılmaz sonucudur.Kendi kendinizi özgür sanıyorsunuz, çünkü istediğinizi yapıyorsunuz. Ancak istemekte ve istememekte, arzu etmekte ve arzu etmemekte özgür müsünüz? İstekleriniz ve arzularınız; elinizde olmayan ve tasarrufunuzda bulunmayan eşya ya da sıfatlar; ya da yaratılıştan gelen özellikler tarafından kaçınılmaz olarak ve isteğe bağlıolmaksızın harekete geçirilmiyor mu?

Jean Meslier, Sağduyu, sf. 42,43

Written by ateist

Ocak 27, 2011 at 14:19

ateizm, Blog, düzyazılar, din, Genel, inceleme, tanrı kategorisinde yayınlandı

Ateistlerin Her Türlü Suçu İşleyebilecekleri Düşüncesi Doğru Olamaz

Pek çok kez ateistler için; “Onların içinde tanrı, cehennem korkusu yok.Bu sebepten dolayı ateistlerden türlü suçlar, türlü kötülükler beklenir” görüşü ortaya atılır.Oysa rakamlar bunun doğru olmadığını gösterir.
Dünyada, bir tanrıya inananların ve inanmayanların oranlarının en çok ve en az olduğu 5 ülkeyi, veri ülkeler arasından karşılaştırdığımızda inançsızların yoğun olarak bulunduğu bir ülkede, inançlıların yoğun olarak bulunduğu ülkeye göre daha az suç(cinayet suçu) işlenir sonucu çıkar. Suç oranı 100.000 kişiye düşen cinayet sayısını gösterir.Kaynak, yazının sonunda verildi.

inanç suç or. inanç suç or.
Portekiz 0,81 2,5 ….Estonya 0,16 0,07
Cyprus 0,9 1,66 ….Çek Cum. 0,19 1,33
Romanya 0,9 2,51 ….İsviçre 0,23 0,89
Türkiye 0,95 6,23 ….Danimarka 0,31 0,88
Malta 0,95 1,75 .Norveç 0,32 0,71

Tablodan görüldüğü gibi,veri ülkeler için inanç oranının en düşük olduğu 5 ülkede ortalama olarak 100.000 kişiye düşen cinayet suçu oranı 0,776 iken, inanç oranının veri ülkeler için en yüksek olduğu 5 ülkede ortalama olarak 100.000 kişiye düşen cinayet suçu oranı 2,93. Bu da bizi veri ülkeler için, inancın en yüksek olduğu 5 ülkede, ortalama cinayet oranının, inancın en düşük olduğu 5 ülkeye göre 3.77 kat daha fazla olduğunu gösterir.

Dolayısı ile, “Ateistlerin içinde tanrı, cehennem korkusu olmadığı için onlardan her türlü suç beklenir.” ifadesinin doğru olmadığı söylenebilir.nationmaster.com adresini veya wikipedia gibi kaynakları kullanarak diğer suç türleri, inanç oranları, ve birçok farklı konuda veri seti elde edebilirsiniz.

kaynaklar
en.wikipedia.org/wiki/Demographics_of_atheism veri ülkelere göre ateist nüfusun dağılımı
en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_murder_rate veri ülkelere göre cinayet suçu dağılımı

“Bir insanın ahlaki ve etik davranışları diğerlerini anlamasına, eğitimine ve sosyal ilişkilere dayalı olmalıdır, dini dayatmalara gerek yoktur. Zira ölümden sonra ceza korkusu veya ödül iştahı ile hareket eden kişi zavallıdır.” Albert Einstein

Written by ateist

Ocak 26, 2010 at 12:52

Tanrının Yaratma Gücü ya da Tanrının Lütfü Denilen Şeye Minnettar Olmamız Gerektiği Doğru Değildir

Bizi sayısız nimet, iyilik ve bağışa boğan Tanrının lütfuna sonsuz şükran borçlu olduğumuz her an tekrarlanır. Özellikle yaşamak mutluluğu övülür. Ama heyhat! Hayatından hoşnut olan kaç kişi vardır? Eğer hayat bize bazı tatlar veriyorsa, bu tatlar birçok acıyla karışmış değil midir? Yakıcı tek bir acı, en sessiz, en mutlu bir hayatı birdenbire zehirlemeye yetmez mi? Ellerinde olsaydı, talihinin görüşünü almaksızın içine attığı sıkıntılı hayat mesleğine tekrar girmeye, tekrar yaşamaya istekli olacak çok kimse var mıdır?
Diyorsunuz ki, hayat yalnız başına çok büyük bir nimettir. Ancak bu hayat, çoğu kez acılarla, korkularla, çoğu kez zalim olan ve çok az hak ettiğimiz hastalıklarla sürekli olarak tedirgin edilmiyor mu? Böylece birçok taraftan tehdit edilen bu hayat her an elimizden alınamaz mı? Bir süre yaşadıktan sonra sevgili eşinden, sevgili bir evlattan, avutucu bir dosttan ayrılmamış olan; veya bunlardan ayrılık ve acıların düşünce gücünü istila etmediği kim vardır?
Zehir gibi acı felaket bardağını başına dikmek zorunda kalmamış çok az kimse vardır. Çok az kimse vardır ki, hayatın son bulmasını çoğu kez istemesin. Sözün kısası, dünyaya gelmek ya da gelmemek, görüş ve isteğimize bağlı olmamıştır. Bir süre kendisiyle eğlendikten sonra, kesip yemek üzere tutsak ederek kümesine koyduğundan dolayı, kuşun, avcısına çok duygusal şükran ve gönül borcu mu beslemesi gerekir?
kaynak : Jean Meslier – Sağduyu / Tanrısızlığın İlmihali

Written by ateist

Ocak 24, 2010 at 16:03

Dindar ile Ateistin -Cennet Varsa- Cennete Gitme Olasılığı Hemen Hemen Aynıdır

Herhangi bir dine inanan kişi ile, hiçbir dine inanmayan bir kişinin cennete gitme olasılığı, matematiksel olarak birbirine çok yakın -hemen hemen aynıdır-.Herhangi bir dine inanan kişi, inanmayan kişiden, sadece 1 adet daha fazla dini reddeder.Çok fazla iyimser olacak olursak, şimdiye kadar 100 dinin kabul gördüğünü var sayalım.(Ki bilindiği gibi bu sayı 100′den çok daha fazla.)
Herhangi bir A dinine mensup kişinin, cennet -varsa- gitme ihtimali, %1′dir. Çünkü eğer bu dinlerden bir tanesi doğru ise, kendisinin seçtiği dinin doğru olma ihtimali %1 olacaktır. Şayet seçtiği din yanlış ise, -hiçbir din, başka dine mensup kişileri cennete kabul etmediğine göre-, cehennem varsa gideceği yer cehennem olacaktır ; bu da %99 ihtimal ile eşdeğerdir.Hiçbir dine inanmayan bir kişinin; bu varsayımlara göre, cennet varsa cennete gitme olasılığı %0 olacaktır.
Birçok kişi kendinden emin bir şekilde, “Ama benim seçtiğim din doğru! Bu yüzden biz, bu dine inananlar, cennete gideceğiz.” şeklinde düşünecektir.Ama aynı şekilde, başka dine mensup insanlar da “Hayır! Doğru olan din, benim seçtiğim din!” diyecektir. Fakat bu her iki kişi de, matematiksel olarak, doğru dini seçme konusunda aynı matematiksel olasılığa sahiptir.
“En azından %1 bir olasılık.Ateistler için bu olasılık %0.” şeklinde düşünenler de olabilir.Ancak burada, din sayısını, ortalama olarak en iyi ihtimalle 100 kadar aldık.Oysa dünyaya şimdiye kadar gelmiş, -küçük ya da büyük- bir toplum tarafından kabul görmüş din sayısı bu sayının çok üstündedir.Dolayısıyla bu sayının yükselmesi, ateist ile dindarın, eğer cehennem varsa, cehenneme gitme ihtimalini birbirine yaklaştırmaktadır.

Ateist Kıyafetler

Ateizm içerikli t-shirt satın almak isteyenler için veya kendisi t-shirt bastıracak olanlara fikir edinme açısından http://shop.cafepress.co.uk/atheism adresi önerilebilir bir adres.

Written by ateist

Aralık 26, 2009 at 01:31

ateizm, Blog, din kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.