“Dinde zorlama yoktur” ayetinin bilinenin aksine gerçek açıklaması.
Hemen herkes , islam dininin hoşgörü dini olduğunu belirtmek için , “dinde zorlama yoktur” ayetini örnek verir.Oysa bu ayetin aslı , “insanlar islam olmak zorunda değillerdir , seçimlerinde özgürdürler” anlamına gelmemektedir.Zira , “Fitne ( kâfirlik ) kalmayıp , yalnız allahın dini ( islamiyet ) ortada kalana kadar onlarla ( kâfirlerle ) savaşın.Eğer vazgeçerlerse ( kâfirlikten vazgeçip islam olurlarsa ) sataşmayın” Bakara Suresi 191. ayeti , müslümanlara ; diğer insanların din seçimi konusunda hoşgörü tanımalarını değil , onları islama dahil etmeye zorlamaktadır.Müslümanları , müslüman olmayanları müslüman yapmak için savaşmaya davet eden ayet örnekleri kuranda fazlasıyla mevcut.
“Dinde zorlama olmaz” şeklindeki ayet , sanıldığı gibi “insanlar din seçiminde özgürdürler.” anlamını değil , “dinsel zorluklarda insanlara kolaylık sağlanır.” anlamını taşımaktadır.Örneğin sıcakların arttığı yaz mevsiminde namaz kılmak zorlaşabileceği için Muhammed , “Sıcak şiddetlendiği vakitte salat-ı zuhru serinliğe bırakınız.Zira sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasındandır.” demiştir. ( Sahih-i Buhârî c.II , s. 518 ve c.III , s.484 ) - bilim yaz mevsimindeki sıcaklıkları bir takım bilimsel açıklamalarla açıklarken , görüldüğü gibi Muhammed yazların sıcak geçmesini cehennemin sıcaklığına bağlayacak kadar bilimle örtüşmeyen bir düşünce barındırmaktadır. – Bunun gibi , seyahat halinde namaz kılınmadığı takdirde , kaza namazı kolaylığı tanınmıştır.
İşte , “dinde zorlama olmaz” ayetinin aslı budur.
Sanıldığı gibi , “herkes istediği dini seçebilir.islam bu konuda insanlara hoşgörü tanır.” anlamında değildir.
dinlerde zorlama yoktur düşüncesi sadece bir safsatadır. hepsinde zorlama vardır bırakın zorlamayı hatta bu uğurda öldürme bile vardır. çünkü bütün dinler, kendilerini kan ve savaş üzerine teesis etmişlerdir. değerli dostlarım artık çağımız, dinlerin yerle bir edilmesi gereken bir çağdır. lütfen aydınlanalım kendimize gelelim ve evrimi kanıksayarak öğrenelim ve anlayalım yaşasın ateizm.
mert
Temmuz 16, 2008 at 08:22
yok o açıklaman da olmamış.o da değil doğrusu.çok bilirmiş gibi bi de açıklama yapmış.”sanılanın aksine o değil budur” diye atıp tutmuş.cahil bu siteden çık da hocalardan öğren doğrusunu
AYSEGUL
Temmuz 26, 2008 at 12:46
YIK BAKALIM NASIL YIKIYOSUN BU DİNİ….AHİRETTE KANIKSARSIN EVRİMİ
AYSEGUL
Temmuz 26, 2008 at 12:49
Üzüldüğüm nokta şu ki, birşeylerden örnek verirken ‘Hadis’lere yönelmek. Bunda sizi suçlu tutmuyorum, çünkü müslüman olduğunu iddia eden milyarlarca insanın %99′u dininde ne olduğunu dahi bilmiyor zaten.
Arap toplumlarında, cocukluktan itibaren şiir gibi ezberledikleri, şarkılar müzikler gibi kendilerinden geçtikleri, ve nasıl ki biz ‘Türk’üz diye övünüyorsak, onlar da bu dinin arapça olması ve yaşadıkları hazın kendi öz dillerinden olmasından yani Arap olmaktan gurur,mutluluk ve şımarıklık duyuyorlar. Bu şımarıklık öyle bir safhaya gelmiştir ki, binküsür yıldır abarta abarta bunu uygulamaktadırlar.
Kuran’ı inceleyecek olursanız, Kuran dışı kaynaklara artık yönelmemek gerektiğini, Allah’ın bu kitapta hiçbirşeyi eksik bırakmadığını (bize bu kadarının yeterli olduğunu) görürsünüz. Bazı geçen hikayeler bile kimi zaman bir ders çıkarmak için, kimi zaman da Kuran dışı hadis vs. gibi yollarla o zamanlarda ne oldu gibi şeylerin araştırılıp dini konularda saçmalıklara maruz kalınmaması için yapılmıştır.
Ancak siz de bilirsiniz ki, tarih zevk ve sefahat içinde yüzenlerin akıllarını kullanmayıp zevklerini artırmak için sapıttıklarını göstermektedir, ki bunu biz de yapıyoruz. Aynı şekilde dini temsil eden kesim de birşeyleri zevk için yapmaya başlayıp, kendi zevkleri uğruna kadınları zorlayıp, kendi zevkleri uğruna ‘din’ adı altında emperyalist akımlar ve düşünceler yayıp, insanları düşünmekten alıkoyup taklit etmenin üstünlüğü gibi saçmalıklarla insanları yönetmeye çalışmışlardır.
Hatta ‘hadis’ gibi saçmalıklar uydurulmuş, imam-evliya-veli-ehli beyt vs gibi derecelendirmeler de yapıp bütün siyasi ve ticari çıkarlarını da islamı anlatırken ‘hadisi şerifler, fıkıh, kandiller, arapçanın faziletleri’ vs gibi kavramları islam dininin bütünü olarak tanıttıkları ve tanımladıkları için de; insanlar cahil yaşamıştır, ve bu din de saçmalıklar dini olmuştur.
Sizin gibi hayatını birşeyler öğrenmek, ve öğrenirken zevk almak için yaşayan bilim insanları ise, maruz kaldığı saçmalıkları anlamak için saçmalıkların tanımları üzerine gitmişler ve kimi zaman da halikülarde kanıtlar ortaya dökmüşlerdir. Ancak akıl yürütmenin şeytan işi pislik olduğunu iddia eden islami kesim sizi asla dinlemeyecektir ve bu böyle sürüp gidecektir.
Halbuki, islam dininin kaynağı ‘kuran’dır, yani kitaptır. Uydurma sözler, yok o şunu demiş bu bunu demiş, bu çok ilimli bi insan bak buna inan, yok feto, yok çeto bunlar peygamber gibi adamlar, yok sağ elle yemek ye, yok sol ayakla eve girme, cenabet gezdiğinde toprak isyan eder vs. gibi düşünceler değildir
İslam ‘teslim olmak’ demektir. Yaratan’a teslimiyettir. Sadece yaratandan medet ummak, yaratılan şeyler üzerinden fikir üreterek yaratana ulaşmaktır. Zaten ana kaynak da bir kitaptır ki, sözler vardır; sözlerinin içinde de manalar vardır. Madde ve his ile yaratana ulaşmaya çalışmaktır. Ne bu hazı duyarken abartıp sapıtmak, ne de hayatın eğlencesi ile sapıtmak istenmektedir. İnsanın insan gibi yaşaması, burada ne için olduğunu bilmesidir. Verilen o aklı kullanmasıdır.
Yoksa hristiyanmış, yahudiymiş bilmemne bunlar önemli şeyler değil. Hayatını ona saygı duyarak, teslim olarak yaşamaktır ki, hem egonu (ör:teslim olmak da ne demekmiş, ben istediğim gibi yaşarım gibi bi düşünce) bir kenara bırakıp karşılaştığın zorluklar karşısında sapıtmamandır, hem de amacını bir kenara bırakmayıp eğlence arasında kaybolmamaktır. Böylelikle hayat olması gerektiği gibi sürmektedir.
Gerçekten anlamak isteyen insanlar varsa zaten birgün doğruyu bulacaktır. Ancak benim genel görüşüm şudur ki; siz ateistler ‘rasyonel’ düşünen insanlarsınız. Evet sizin sayı kümeniz de sonsuza kadar gidiyor. Ancak yaratana teslimiyet felsefesiyle düşünen ve yaşayan insanlar ise ‘irrasyonel’ insanlardır, yani ’2′ ile ’3′ arasındaki sonsuz sayı ihtimalini de düşünür.
Size biraz düşündürücü, biraz gerçek, biraz farklı, biraz da mizahi bir yaklaşımla şunu söyleyerek bitireceğim sözlerimi.
Allah: ‘Seni emrime uymaktan alıkoyan nedir?’
Şeytan ‘Beni ateşten, onu topraktan yarattın. Ben ondan üstünüm.’
Allah: ‘Öyleyse in çabuk oradan. Sen artık kovulmuşlardansın, buraya layık değilsin’
Şeytan: ‘Beni azdırmana karşılık, ben de onları yoldan çıkaracağım. Kötü şeyleri onlara güzel göstereceğim, pek azını sana şükrederken bulacaksın!’
Ateş=Enerji=Dalga (Rasyonel nicelik)
Toprak=Madde (İrrasyonel nicelik)
O zaman konuşmayı bu sefer doğru tercüme edelim.
Allah: ‘Seni emrime uymaktan alıkoyan nedir?’
Şeytan ‘Beni dalgadan, onu maddeden yarattın. Ben ondan üstünüm’
Allah: ‘Mazeretinin saçma, dalganın maddeden üstünlüğünü neye göre hesapladın? Belirsizlik, olasılık bilmez misin? Bilemezsin demekki. Öyleyse in çabuk oradan.Sen artık kovulmuşlardansın isyanından ötürü.’
Şeytan: ‘Beni azdırmana karşılık, ben de o maddelerden yaratılmış insanları buraya layık kıldırmayacağım. Kötü şeyleri onlara güzel göstereceğim (maddeye tapmalarını, hesapsız yaşamalarını, hesaplarına yanlışlar katmayı) pek azını (o sırada hesap yaptı sanki) sana şükrederken bulacaksın! (ben rasyonelsem, onları da rasyonelleştireceğim)’
Hataları ayıkla iblis efendi
malik
Temmuz 26, 2008 at 21:25
Değerli Malik arkadaşım yazının ana konusunu ayakta alkışlıyor ve sana katılıyorum din ve kitap Allah’ındır.
Ve inanışa göre her şeyin sahibi O’dur. Peygambeler sade onun yer yüzündeki dili olmakla mükellef seçilmiş insanlardır. O yüzdendir ki eğer dinine bağlanmak istiyorsa bir insan sadece ve sadece inen Kuran’a bağlı olması gerekir. Ama zaman içinde sistemler dini öylesine kılıf yapmışlar ki kendi yönlendirdiği insanların öğretilerini din gerçeği yapmışlar ve bunuda öylesine akıllıca yabancı bir dil olan arapçaya saklamışlar ki gerçeği öğrenmek isteyen Kuran’a sarıldığı zaman anlayamadığı arapça yüzünden mecbur kalmış yönlendirildiği insanlara. Burdan sesleniyorum insanlara bırakın sen yanlış çeviriyon sen manasını bilmiyon sözlerini. Efsunlanmış, süslenmiş, ilahi olduğuna inandırılmış arapçayı bırakın kendi dilinizde bir Kuran’ı alın ve okuyun eğer Allah’a ve O’nun yoluna inanacaksanız bari O’nu kendi kitabında arayın başkalarının palavra yada çıkarlarında değil. HAYKIRIYORUM ; Allah kitab’ını sırf iyice anlasınlar diye arap toplumuna arapça indirmiştir. Ve Allah kendi kitabınada demiyor mu iyice anlıyasınız diye böyle açıklamalı ve yavaş yavaş indiriyorum diye. Yani Kuran’nın anlaşılmayacak veya sadece akıllı ve seçilmiş insanların anlayabileceği bir tarzda olduğuna nasıl inanabilirsiniz. Siz Allah’ın kulları üzerindeki adaletinden şüpe ediyor olmazmısınız. Allah herkesin uymasını istediği kitabınıda herkesin anlayacağı şekilde indirmez mi O bütün kullarına adil olmaz mı?
Ben inanmadığım halde bir gün inanırsam inandığım Allah’ın adaletinin ilk insandan son insana kadar eşit tutacağına ve Allah’ın kendi yolunun tek bir dil,ümmet veya renge değil tüm evrensel insanlığa olduğunu kabullenirim.
ışıkhepvar
Temmuz 30, 2008 at 23:29
peki dinde küfür varmıdır, eğer yok ise bir sürü arkadaş bizim taraf geçmiş demektir
)
küfür varmıdır??
Ekim 9, 2008 at 00:37
[...] zorlama yoktur” ayetinin bilinenin aksine gerek aklamas. Hemen herkes , islam dininin hogr dini olduunu belirtmek iin , “dinde zorlama [...]
“Dinde zorlama yoktur” ayetinin bilinenin aksine gerek aklamas. - Hackturk
Ekim 10, 2008 at 20:24
İslamiyet kadar insanı insana düşman gösteren bir başka din yoktur.Çünkü İslamiyet bir çöl geri kültürünün ürünüdür.Bir Arap sertliği ve öfkesidir.Din,zayıf olduğunda dini zorlamaz,din güçlenince dini faşizme varan büyük boyutlarıyla zorlar ve empoze eder,boyun eğdirir.İslam Peygamberi ve bütün İslam tarihi dinde bal gibi demokrasinin olmadığının örnekleriyle doludur.İSLAMİYET ARAP GERİ KÜLTÜRÜNÜN BİR ÜRÜNÜDÜR,bu Arap Milliyetçiliğine ve emperyalizmine hizmet eden bir ideolojidir.Arap kültür emperyalizminin silahı İslamiyet,demokrasilerin,laikliğin ve müsbet bilimlerin en büyük düşmanıdır,insanlığın bu musibetten uyandırılması gerekir.
Halit ŞENER
Ekim 21, 2008 at 04:37
İslamiyet masumane bir din olmaktan çıkarılmış adeta bir ideolojiye dönüştürülmüştür,İslamiyeti ideolojiye dönüştürenler bu dine karşı yapılan bütün eleştirilerin günahını kendi boyunlarına asmışlardır VE SUÇLULARI BAŞKA YERDE ARAMASINLAR!DİN ALLAH VE KUL ARASINDA KALIRSA DİNDİR,EĞER BİR DİN ALLAH VE KUL ARASINDAN ÇIKARTILIP ARACIYA,TEFECİYE VE RUHBAN TAKIMINA HAVALE EDİLİRSE İDEOLOJİ OLMUŞ DEMEKTİR.Dünyada da eleştiriyi haketmeyen hiç bir ideoloji olamaz…İslami ideolojinin eleştirilmesini istemeyen dini bütünler,din adına dünya insan toplumlarının hayatına etki etmekten vazgeçmeliler.İnsan aklını ve hayatını kendi dini anlayışlarına uydurma gayretinde olanlar,inandıkları dinin kutsiyetini önce kendileri ayaklarının altına alır ve çiğnemiş olurlar!Gerçek buyken cehennemde sonsuza kadar yakılacak günahkarları başka yerde aramaktan vazgeçmeliler ya da eleştirilere her zaman maruz kalacaklarını bilmeliler…Ama ne yazık ki bir dinin kendisi daha doğuştan itibaren bir ideoloji yapılmışsa inanırları ne yapabilir?BU ÖYLE BİR İDEOLOJİDİR Kİ MÜSLÜMAN OLMADIKLARI İÇİN NİCE KADINLAR VE ERKEKLER VE HATTA ÇOCUKLAR BİLE HALİFELERİN YAKTIRDIKLARI ATEŞE ATTIRILIP DİRİ DİRİ YAKILARAK ÖLDÜRÜLMÜŞLERDİR.Tarih,bu kanlı örneklerle doludur.Bu kan ve düşmanlık destanlarından insanlık çıkmaz!
Halit ŞENER
Ekim 21, 2008 at 04:52
güzel bir yazı tebrikler, zorlama içeren ayetlere tevbe 5 ve 29, ile nisa 89′u ekleyebilirsiniz. onlarda zorlama çok daha açıktır
Anonim
Kasım 1, 2008 at 02:46
açıkça ayet var dinde zorlama yoktur diye ama hala zorlama vardır diyosunuz ve örnek veriyorsunuz falanca kişi falanca kişi yi zorlamış oruç tutmuyor diye namaz kılmıyor diye bakın KÖTÜ ÖRNEK ÖRNEK DEĞİLDİR ve biz de insanız hata yapabiliriz kötü bir müslüman hata yaptı diye bundan islamiyet sorumlu tutulamaz mesela hırsız olan müslümanlar vardır zina eden müslümanlar vardır şimdi bunlara bakıpta islamiyet bunları emrediyomuş meğer demek APTALLARIN işidi…pol pot koministti milyonlarca insanı öldürdü şimdi kominizm insanları öldürmeyimi emrediyor bu örnekler İDEOLOJİSİ ZAYIF İNSANLARIN SIĞINAĞIDIR….ayet açıktır ‘dinde zorlama yoktur’ bu kadar basit ipe sapa gelmez yorumlar yaparsan dinde zorlama vardır olur.
ADNAN
Kasım 1, 2008 at 19:23
adam akıllı yorum yapınn
yghu
Kasım 2, 2008 at 14:20
bakara 191i cımbızla çekerken niçin onun bir ayet önce ve sonrasına bakmayı akıl edemezsiniz anlamam.190-193 ayetlerinin peşpeşe okuyun ve sonra görün ki bu ayet eğer savaş durumu varsa nefsi müdafaa hakkı olarak sunulur.ayrıca islamı anlarken rehber insanın hayat uygulamalarına da bakmanız gerekir.dinde zorlamanın olmadığını hz.muhammed defalarca kez göstermiştir.(mekke fethinde savaşlarda esir alınanlarda taifte vb.)sorun model şahsiyeti yeterince tahlil etmemekte.
ilhan
Kasım 11, 2008 at 18:23
eğer siz “dinde zorlama yoktur “cümlesini “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” sözündeki ağzına bal sürdüğünde yılan deliğinden çıkar gibi kullanmazsanız sorun çözülür.dindarda zorlama yoktur denilmiyor dinin özünde vahiy haliyle insana sunulanda ve insandan istenilende zorlama yoktur diye anlarsanız sorun çözülür.
ilhan
Kasım 11, 2008 at 18:25
nn
Anonim
Kasım 12, 2008 at 18:02
yaa gerçekten tebrik ediyorum sizi tam gaz devam , ateizmle ilgili tüm siteler yavaş yavaş kapatılıyor gerçekler örtülmeye çalışılıyor.
ruhumun_iki_ucu
Kasım 18, 2008 at 23:45
hükmeden tanriysa yok edilmeli
allahsiz
Kasım 21, 2008 at 21:55
Ateizmin bana göre tanımı
Allahın varlığı yokluğu ile ilgili tanımlamaları s.kime bile takmayıp savunduğum felsefi görüş…
He burada zannetmeyinki hiç bir şey okumayacağım ama metafiziğin cevabını bana ne zaman tam açıklayıcı verecekler o zaman inanacağım bu kadar basit.
Oda hiç bir zaman olmayacak.
Ne saplantılıyım,ne de kötü birisiyim ben iyi bir bireyim kendimi bilirim ve benim oluşturulmamı istemezdi bence allah denilen put çünkü o yoktur nasıl isteyecek.
Bizi cehennemle korkutmayın korkmam,cennet vaad edin istemem çünkü yine parayla değilde bu seferde güzellikle satılmış olmuyormuyuz sonuçta bir cennet için inanıyoruz pha
Orgasmatron
Kasım 24, 2008 at 14:30
ışıkhepvar başka bir yazınızda da size katıldığımı söylemiştim şimdi tekrarlıyorum.
Bence doğru bir bakış açısı eklemek istediğim şey benimde din açısından herhangi bir inancım yok
şunu düşünüyorum dinlerin insanlığa zararı olduğu kadar faydası olduğunuda kabul ediyorum , peygamber Muhammed döneminden önce ki arap toplumunun haline bakarsanız eğer ki biliyorsunuzdur da inanılmaz bir cahillik, pislik, kölelik,çoçuk cinayetleri v.s. daha çok sayılıcak şey var. Ve Muhammed dini getirdiği zaman savaşlar v.s. o toplumun kurtuluşu olmuş pislikten biraz da olsa arınan bir toplum olmuş . Yahudi Hristiyanlık içinde geçerli din eski çağlarda bir birleştirme bir dayanışma yaratmış. Sonrasında Tabiy ki çıkarlar, para , güç uğrunda din çok kullanılmış. Fakat o dönemde insanlık için önemli bir adım olmuş, insanlarda bir ahlak oluşmuş.
Şunu da söylemeden gecemem yüzyıllar önce hayvanlar gibi yaşayan bir topluma gökten geldiği iddia edilen kitap şuan ki zaman ve şartlarla uyumlu mu?
Ayrıca şunu da eklemek istiyorum tarih tekerrür eder hala daha bizi inançlarımızla birbirimize düşürmek için ırklarımız ve farklılıklarımızla birbirimize düşman etmek isteyen güçlerin olduğunu sakın aklımızdan çıkarmayalım . Çünkü dinlerimiz,ırklarımız,farklıklarımız insan denilen şeyin en güçlü olduğu kadar da en zayıf noktasıdır. Lütfen tartışmalar yaparken birbirimize saygı duyalım unutmayalım ki herşeyden önce hepimizin yaşama özgürlüğü konuşma ve düşünme özgürlüğü var .
Ekim Doğuş
Kasım 30, 2008 at 23:25
Ilginc yaklasimlar buldugum bu sitede herkesin (1 kisi haric, yikmak ve yok etmekten, bahseden sahis) kullandigi dildeki nezaket karsisinda hissettigim duygulari ancak “iste cagdas ulkemin cagdas ve demokrat insanlarinin harikulade bir tartismasi” olarak tanimlayabilirim. Ne guzel insanlarin kendi perspektiflerinden fikirlerini ortaya tezler sunarak anlatmalari ve bunu yaparken de sozde aydinciklar gibi birbirini hic yaftalamadan tartismalari. Hepinize saygi duyuyorum, sayin arkadaslar. ABD’den selamlar. Turkiye’nin tadini cikarin, saglicakla kalin. Ve son olarak, “Allah bizi ilimden uzak bir toplum olmaktan sakindirsin.”
Mert
Aralık 15, 2008 at 01:28
insanlar mağaralardan çıkıp klanlaşmaya sosyalleşmeye başlayınca her kafadan bir ses çıkmaya anlaşmazlıklar oluşmaya başladı.içlerinde biraz kafası çalışan yada avda kaba güçte vs üstün olanlar yönetimi ele geçirip düzen sağlamaya çalıştılar.zamanla akıl geliştikçe bu hakim bireyler zorlanmaya başladı.işte bu aşamada bilinmeyen açıklanamayan kimsenin sormaya dahi cesaret edemeyeceği din felsefesi uyduruldu.tarih boyunca hükümdar olanlar tanrının yeryüzündeki gölgesi konumuna geldiler.amaç bi şekilde otoriteyi sağlamaktı.işte bu felsefe 21.ci yüzyılda hala yöneticiler için vazgeçilmez bir otorite aracıdır.durum bundan ibarettir
heredot
Ocak 6, 2009 at 21:29
Allah bızı kafırlerden zulumkarlardan cehennemın dunyadakı zebanılerınden korusun sevgılı musluman kardeslerım ALLAH BIRDIR ALLAHIN ASI VE DENGI BENZERI YOKTUR ALLAHUEKBER…….
rabıa
Ocak 31, 2009 at 14:32
ASI YAZMISIM EŞİ BENZERI YOKTUR
rabıa
Ocak 31, 2009 at 14:33
EVRİME İNANIYORUM AMA BİR EVİREN ÇEVİREN OLDUĞUNA DA İNANIYORUM..TEORİSİNE DEĞİL… Bakın ortalama 60 yıllık bir ömür içerisindeyiz…Ve gerçekten hayatın bi boşluktan ibaret olduğunu düşünmemeliyiz..PEKİ SORARIM BE KARDEŞİM SİZE ALLAH YOKSA HATTA O BAĞLAMDAKİ SOYUTLUKTAN SÖZ EDİLEMİYORSA… Neden tartışıyorsunuz.. neden uğraşıyorsunuz hangi aydınlıktan bahsediyorsunuz..eninde sonunda ölmiycekmisiniz. tartışsandaaaa… tartışmasandaaaa… uğraşma kardeşim git bari 60 yılının tadını çıkar….. HAYIR!… İSTESENDE Çıkaramazsın…EVET gerçekten Çıkaramazsın…Git 1 kaç gün dene….Neden biliyormusun… Çünki fıtratında bunları düşünmek var…Aslında bir düşündüren var…VE HAYAT BİR OYUN DEĞİL…Kendimizi bir oda da varsayalım odanın (x1,y1) inden (x2,y2) sine bi yürüyelim…sonra tekrar (x1,y1) e dönelim…ve istediğimiz kadar bunları yapabiliyoruz….Fakat ortada akıl almaz bir dinamizm mevcut…oda ZAMANNNN…yani istesende geri dönemezsin…istesende yerinde duramazsın her an ilerliyorsun…Ve nereye biliyormusun…O hiç istemediğin ölüme…o karanlığaaa?..Acaba….hayır işte değil sana bunları düşündüren birinden bahsettim…EVET var..biraz daha aklını kurcala basit mantıkla git… put dediğin ki haşaaa o allah bi putsa bişey yapamıyorsa hatta aslında yoksa…. ben size şöyle söyliyim…Tabiat dediğiniz börtü böceğin sizi evirip çevirdiğini söylemeyin! Lütfen…Söylemeyin… bu kendinize de bizede çok büyük hakaret…İnsanın manasını bilin..öğrenin…biraz daha geniş açılı olun çünki istesekte istemesekte ölücez…Ya yoksa diyorsun ama YA VARSA?……..
Feyyaz
Mart 5, 2009 at 18:20
BENCE
ESRA
Mart 9, 2009 at 15:42
benle din hakkında tartışmak isteyen olursa msn mi kaydetsin. mesut_atav_68@hotmail.com
mesut atav
Mart 15, 2009 at 17:37
ya siz bu geri zekalı yı ve yaverlerini niye kale alıyosunuzki adam aynı yahudi ve hristiyanlar gibi ayeti kendine göre yazmış orjinal hali ile alakası yok
eğer gerçekten o ayet bu kafirin yazdığı gibi olsa idi senin kafanı en başta ben zevkle keserdim rahat ol
onun yazdığı yalan ayet
Fitne ( kâfirlik ) kalmayıp , yalız allahın dini ( islamiyet ) ortada kalana kadar onlarla ( kâfirlerle ) savaşın.Eğer vazgeçerlerse ( kâfirlikten vazgeçip islam olurlarsa ) sataşmayın” Bakara Suresi 191.
orjinal ayet
191. Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.
Bunun neresi zulum lan mustafa kemal in yaptığı zavaşta zulum o zaman ne dior sizi çıkardıkları mekkeden sizde onları çıkarın bu mu zulum bumu zorlama
peki oraya bunu neden eklemedin ey kafir
192. Eğer onlar (savaştan ve küfürden) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
193. Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.
müslüman olurlarsa demior savaşmaktan vazgeçerlerse dior
nitekim uhud savaşında amcasının iç organları parçalanmış naşını gören peygamberimiz and olsun bende sizden 70 kişiye bunun mislini isteyeceğim die yemin etti
hemen peşine 190. Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.
ayeti indi ve efendimiz yemin yerine kefaret orucu tuttu bunları neden yazmıyorsunuz siz bu kadar adamsınız işte ben sizin ateist olduğunuzada inanmıyorum siz yahudi yada hristiyansınız
adnan
Mart 19, 2009 at 14:18
naber
aşkım
ba
Anonim
Mart 31, 2009 at 17:00
Hangi akla hizmet ediyosunuz ayeti değiştirerek bakın nediyor. Hiç boşuna uğraşmayın ateizmi yayamıycaksınız.
191-Onları (size harp açanları) nerede yakalarsanız öldürün onları sizi çıkartıkları yerden(mekke’den) çıkardın.Fitne katiden(öldürmekten) kötüdür. Onlar Mescid-i Haram yanında orada sizinle dövüşünceye kadar(yani dövüşmedikce) siz de oradakendileriyle dövüşmeyin.Fakat orada sizi öldürürlerse siz de onları öldürün.Kafirlerin cezası böyledir
Mehmet emin yeşilkaya
Nisan 21, 2009 at 16:37
191-Onları (size harp açanları) nerede yakalarsanız öldürün onları sizi çıkartıkları yerden(mekke’den) çıkardın.Fitne katiden(öldürmekten) kötüdür. Onlar Mescid-i Haram yanında orada sizinle dövüşünceye kadar(yani dövüşmedikce) siz de oradakendileriyle dövüşmeyin.Fakat orada sizi öldürürlerse siz de onları öldürün.Kafirlerin cezası böyledir
Mehmet emin yeşilkaya
Nisan 21, 2009 at 16:38
Yani diyorki sizi öldürenleri öldürün sizinle dövüşmedikçe dövüşmeyin
Ama sizin amacınız ortada zaten yalan yanlış yazılarla Atezmi yaymak ayetleri deiştirip kafa karıştırmak size söylenicek tek sözde bu ayette
Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler.
Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.
Mehmet emin yeşilkaya
Nisan 21, 2009 at 16:42
Kendini din karşıtlığı ile tanımlayan zavallı ateistler. Din olmasa siz de yoksunuz. İnsanların bir dine inanması sizi niye bu kadar rahatsız ediyor? Ya gerçekse, ya varsa Tanrı fikri sizi hep rahatsız ediyor aslında di mi? Bir de bu dini sanki Hz. Muhammed (s.a.v) uydurmuş gibi yazmış yazıdaki zat. Sormak istiyorum yanındamıymış acaba o bunu yaparken. İftiranın da bu kadarı. Valla bence siz kendinize dinden başka bir oyuncak bulun. Siz zaten Cehenneme odun olmayı kafaya koymuşsunuz. Bari başkalarının helakına sebep olmayın.
cesuryürek
Nisan 30, 2009 at 08:53
tanisabilir miyiz?
Anonim
Mayıs 12, 2009 at 22:30
Herşeyin bilimsel bir açıklaması vardır…Ve bilimsel olan herşey doğrudur…Dinlerin bilimsel açıklaması yoktur…O zaman dinler yanlıştır…
Küçük bir mantıkla olay çözülmüştür…Saygılarımla…Yaşasın ATEİZM…
Farid Farjad...
Mayıs 18, 2009 at 20:55
ah evet inanların dinci yobaz, ateistlerin ise süpersonik modern olduğu bir dünya burası, eh zaten bütün müslüman ülkelerde de terörist,canlı bomba yetişiyor. bide üstüne hepsi de geri kalmış.
evrimi kanıksayarak öğrenmek ve aydınlanmakmış. kıçımın kenarıyla gülüyorum sizlere. çok komiksiniz..
u.k.k.a
Mayıs 20, 2009 at 14:11
din insan onuruna bir hakaret değildir de nedir?! diyelim ki bir tanrı var, eğer ben kendi özgür irademe sahipsem neden ona kulluk ediyim ki…bir şeylere kulluk ederek cennete gitmektense özgür kararlarımla cehenneme giderim daha iyi…üstelik tanrı nasıl başaramıyor kendisine kulluk etmemi,o da ayrı bir saçmalık…
zelig
Mayıs 30, 2009 at 14:30
ATEŞİN HALKI—Roman—Uyarlayan ve yazan:Halit ŞENER
Halit ŞENER
01:53:10 @ 10-02-2008
933 Defa Okundu
Suçları inanmamak,cezaları ise
sonsuza kadar yakılmaktı…
Ve Tanrılar mahşere indiler.
ACIMASIZ TUTKU,KENDİ YIKIMINI KENDİSİ YARATIR!
GİRİŞ: Birinci Bölüm
…VE İNSAN TANRILARI YARATTI
“Muhakkak ben yeryüzünde bir halife var edeceğim”.Dedi,Yargıç. Ses tonu sert ve kararlıydı.Büyük muhteşem sarayın kubbelerinde Yargıç’ın sözleri bir kez daha akis yaptı.Büyük parlak mücevherlerle bezeli tahtın önünde,sağında ve solunda bir büyük ordu gibi hizalanmış olan Melekler,fırtınaya tutulmuş ağaçların dallarındaki yapraklar gibi bir sağa,bir sola savruldular.Şaşkınlık ve sessizlik fazla uzun sürmedi.Hizasından üç adım öne çıkan bir Melek,tahtın önünde secde edip kalktıktan sonra bütün cesaretini toplayıp itirazını söyledi..
“Biz seni şükrünle yüceltir takdis ederken,orada bozgunculuk çıkartacak ve kanlar akıtacak
birini mi var edeceksin”,diye sordu.Bu soru,Meleklerin meraklı bakışlarını Yargıç’ın üzerine çekti.Yargıç kendinden emin ve mağrur bir şekilde oturduğu tahtından kalktı .”Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim”,dedi.
VE TANRI ADEM VE HAVVA’YI YARATTI
Büyük gün gelmişti.Yargıç,bütün Meleklerini topladı.Adem ve Havva’yı getirdi.”Ey Meleklerim,Adem’e secde edin”,diye emretti.Şeytan hariç bütün Melekler Adem’e secde ettiler.Yargıç,Şeytan’ın emrine uymadığını gördü:”Ey İblis”,dedi”Sen niçin kibirleniyor ve Adem’e secde etmiyorsun?Emrime uymamakla kafirlerden olduğunun farkında mısın?”,diye sordu.Şeytan:”Ben ondan hayırlıyım.Beni ateşten yarattın.Adem’i ise çamurdan yarattın.”Diye cevap verdi.Yargıç öfkesinin bütün kudretiyle Şeytan’ı azarladı:
“Öyleyse burdan çıkacaksın,burda büyüklenmen senin hakkın olmaz.
Çık git.Gerçekte sen küçük düşenlerdensin”.
Şeytan,Yargıç’ın bu sert sözleri ve emirleri karşısında duramıyacağını biliyordu.Ve yakarısını dile getirdi.
“İnsanları dirilecekleri güne kadar beni gözleyip ertele”dedi.Yargıç cevap verdi:
“Sen gözlenip-ertelenenlerdensin”.Şeytan istediğini kabul ettirmenin memnuniyeti ve cesaretiyle asıl niyetini açıkladı:
“Madem öyle beni azdırdığından dolayı insanları saptırmak için mutlaka senin
dosdoğru yolunda pusu kurup oturacağım.Sonra muhakkak önlerinden arkalarından
sağlarından ve sollarından sokulacağım.Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın”.
Yargıç,Şeytan’ın bu kötü niyetini umursamaz bir şekilde karşıladı.Onu engellemek ve onun şerrinden yarattığı insanları korumayı bile düşünmedi.O çözümü başka türlü açıkladı:
“Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak çık”,dedi Şeytan’a.”Andolsun onlardan kim seni izlerse “,dedi,Adem ve Havva’ya bakarak,”cehennemi sizlerle dolduracağım.”dedi.Ve Yargıç Adem’e Şeytanı göstererek:”Ey Adem,bu gerçekten sana ve eşine düşmandır.Sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın.Sonra mutsuz olursun.Şüphesiz ki senin acıkmaman ve çıplak kalmaman cennette kalmana bağlıdır.Ve gerçekten sen burada susamıyacaksın.Ve Güneş altında yanmayacaksında.Sen ve eşin cennete yerleş.İkiniz dilediğiniz yerden yiyin,ama şu ağaca yaklaşmayın.Yoksa zalimlerden olursunuz”.Havva ve Adem Yargıç’ın önünde saygıyla eğildiler.Şeytan ise durumdan vazife çıkarmıştı bile.İblisce gülümsüyordu.
ADEM VE HAVVA CENNETE KONULUYOR
Adem çok mutluydu.”Allah’ın lutfuyla cennete konulduk”,dedi.Havva’ya:”Burada mutlu ve sonsuz
bir hayat süreceğiz”:Dedi.Havva Ademe cevap verdi:
“Ama şu ağaçtaki meyveler bize niçin yasak olundu acaba?” Diye sordu.Havva sorduğu soruya Adem’in cevap vermesini beklerken Şeytan,ansızın belirdi ve araya girerek Havva’nın Adem’e sorduğu soruya cevap verdi:
“Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması yalnızca sizin iki melek olmamanız
veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir”.
Adem’in kafası karışmıştı.”Gerçekten doğru sözlü müsünüz?” diye sordu.Şeytan,kendinden emin bir şekilde cevap verdi:
“Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim”.Dedi.Ve uzaklaştı.Uzaklaşırken de sinir bozucu ve ürpertici bir ses tonuyla kahkahalar atıyordu.Havva yasak ağaçtan iki elma kopardı.Adem’e uzattı.Adem ve Havva ilk günahı işlemişlerdi.Cebrail onları görmüştü.
ADEM VE HAVVA CENNETTEN KOVULUYOR
Evrenin bütün melekleri Yargıç’ın sarayında toplandılar.İnsanın işlediği ilk günaha bir ceza verilecekti.Çok geçmeden Cebrail,Adem ve Havva sert meleklerin kuşatması altında saray kapısından içeriye girdiler.Yargıç’ın tahtı önüne geldiklerinde secdeye kapandılar.Ve doğruldular Cebrail Yargıç’a bir durumu belirtti:
“Adem ve Havva ilk günahı işler işlemez yeryüzünde hayvanlar birbirlerini avlamaya
dikenler göğermeye başladı.Birbirlerinden ayrı mevsimler ortaya çıktı.”
Yargıç,Cebrail’e cevap verdi:
“Toprağı lanetledim.Ağır bir emek karşılığı olmadıkca insanoğluna hiç bir şey vermemesini
emrettim”.Dedi.Yargıç,Adem ve Havva’ya sertçe baktı,Elma ağacını gösterdi.”Ben sizi bu ağaçtan men etmemiş miydim?” Diye sordu.”Ve Şeytan’ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?”Diye azarladı onları.Adem çok pişmandı:
“Şeytan bizi aldattı Ya Rabbi.Ağacın meyvesini tadar tadmaz,ayıp yerlerimiz beliriverdi,
üzerlerine cennet yapraklarından örttük.”Adem’in bu sözleri ilk günahın itiraf edilmesinden başka bir şey değildi.Yargıç bütün meleklerinin önünde Adem ve Havva’ya vereceği cezayı açıkladı:
“Kiminiz kiminize düşman olarak inin.Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve
geçim yeri vardır.Yeryüzünde yaşayacak,yeryüzünde ölecek ve yeryüzünden çıkarılacaksınız”.
Adem itiraz etti,yalvarır bir ses tonuyla ve umutsuz son bir yakarışla:
“Rabbimiz biz nefislerimize zulmettik.Eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen
gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.”Yargıç,Adem’e:
“Sizi affettim.”dedi.”Yeryüzünde kim benim hidayetime uyarsa onlara korku yoktur.
Ve onlar mahzun olmayacaklardır.”Yargıç,Muhafız ve sert silahlı Meleklerine dönerek:”Adem’i
ve Havva’yı yeryüzüne götürün.” Diye emretti.Bu emir üzerine sert muhafız silahlı melekler Adem ve Havva’yı kuşattılar ve sarayın çıkış kapısına doğru ilerlemeye başladılar.Ve uzaktan Şeytan’ın alaylı ve sinir bozucu gülüşü duyuluyordu.Kafile yeryüzüne doğru gitmek için sarayın çıkış kapısına doğru uzaklaşırken Yargıç,Meleklerine korkunç niyetini şu sözlerle ifade etti:
“Adem’in soylarından geleceklerin bütünüyle birlikte ölümlü olmalarını
küçük bir azınlık bir yana en uzak torunlarının bile cehennemde sonsuz ceza
çekmelerini emrediyorum.”Ve yine bu sert ve haşin sözler ve bu acımasız ifadenin bütün kelimeleri sarayın kubbelerinde tekrar tekrar yankı yaparken bütün melekler de bu evrenin en sert ve en acımasız ilahının huzurunda secdeye varıyorlardı.Büyük bir teslimiyet ve iman içinde idiler.İçlerinden sonsuz cezaya karşı tek bir itiraz sesi bile yükselmiyordu ve bunların adları da “Melek”di.
Birinci bölümün sonu
BÜTÜN BU ANLATILANLAR ( Estetik düzen dışında) UYDURULMUŞ YADA ABARTILMIŞ DEĞİLDİR.Kuran ve Hadislerde bütün bunlar yazılmış ve söylenmişlerdir.Duyurulur.
İKİNCİ BÖLÜM:
Güzel bir yaz günüydü, yemyeşil ormanın ve gölün üzerinden bir kartal adeta süzülüyordu.Taklalar atıyor,kah yükseliyor,kah düşer gibi yaparak yere doğru kayıyor ve ansızın tekrar havalanıyordu.Bu öyle bildik kartallardan biri değildi.Tanrılar Başkanı Gök Tanrı Zeus’un kartalıydı bu.Zeus,çapkın bir tanrıydı ve kartalı kendisine gözcülük yapıyordu.Ormanda duru suları olan bu gölde Irmak Tanrısı Asopos’un kızı olan Aiginia ile birlikte yüzüyordu..
Aiginia memnundu.Tanrılar başkanının güçlü kollarında kendisini güvende hissediyordu.Gölün kenarına çıktılar.Aiginia Zeus’a:
“Siz evrenin efendisi,bütün yaratıcıların hakanı,ne kadar tanrı varsa
hepsinin başbuğusunuz.Siz göğün parlaklığı,ışıltılı aydınlığısınız.”Dedi.
Zeus,bu sözlerden memnun olduğunu bakışlarıyla belli ediyordu.Baştanrı gibi değil,bir çocuk gibi hissetti kendisini.
“Bulutları devşiririm,göklerde gürler şimşek savururum,yağmurları yağdırır
yıldırımlar atarım” dedi,kollarını havaya kaldırarak.
“Bütün bunları nasıl yaparsın?”diye sordu Aiginia.Zeus ağacın altına bıraktığı kalkanı Aiginia’ya göstererek:
“Keçi derisinden yapılı bu kalkanımla.”diye cevap verdi.Aiginia itiraz etti.”Keçi derisinden mi?Benimle alay mı ediyorsun?” Diye sordu.Zeus:
“Doğru söylüyorum Aiginia,”dedi,”Ama bu keçi öyle bildiğin keçilerden değildi.Güneş Tanrı Helios’tan doğma korkunç bir yaratıktı bu keçi.Titan denilen devler bile donakalırdı onu görünce.Bu kalkana sonradan Athena öldürdüğü Gorgo canavarının saçları yılanlarla örülü kafasını taktı.Savaşta kullanıldı mı dehşet içinde püskürtür her göreni…”
Aiginia’nın gözü Zeus’un Asa’sına ilişti.
“Bu Asa’nın öyküsü ne?” diye sordu. Zeus eski bir anısını hatırlar gibi yanıt verdi.
“Bu Asa’yı oğlum Demirci Tanrı Hephaistos yaptı.Bu bir krallık asasıdır.Bu asayı hangi krala verirsem
o kral benim yetkilerimi taşır.”dedi.Aiginia,tez canlı ve masum bir istekte bulundu:
“Asanızı bana verirseniz ben kraliçe olur muyum?” diye sordu.Aslında yarı şaka bir soruydu bu.Zeus’da şakacı bir cevapla karşılık verdi.
“”Hayır Aiginia,”dedi.”Bu yalnız krallara mahsustur.Ama benimle sevişirsen tanrıça olursun,böylesi
daha iyi değil mi?”Aiginia,nazlanmanın tam zamanı olduğunu düşünerek kendisini geri çekti.Zeus:”Haydi nazlanma Aiginia,”diyerek Asopos’un kızını omuz başlarından yakaladı.”Kendini bana bırak,”dedi.Zeus,Aiginia’yı iyice kendine çekti ve uzun uzun öpüşmeye başladılar.Zeus,Aiginia’ya:
“Sana kartal motiflli kolyemi vereyim,”dedi,boynundan çıkardığı kolyesini Aiginia’nın boynuna taktı.”Sana bu,bu sevişmenin bir anısı olarak kalsın,”dedi.”Bu kolyeyi boynundan çıkarma,bu seni her türlü tehlikelerden korur,kendini güvende hissedebilirsin.”Aiginia:
“Bu kolyeyi üzerimde taşımak benim için bir şereftir Tanrılar Başbuğu,”diyerek memnuniyetini bildirdi.
Zeus,kadına sevgiyle baktı.”Aiginia,güzel olduğun kadar da akıllı bir kadınsın sen,”dedi.
“Bu sevişmeler aramızda gizli kalmalı,Hera’nın sana da bir kötülük yapmasını istemem,gel,o dudaklarından yine öpeyim.”Zeus,postun üzerine sırt üstü uzanırken Aiginia’yı da üzerine çekti.Yine sevişmeye başladılar.Zeus ve Aiginia,tutkuyla sevişirken yakındaki ekinler ayrılmaya başladı,gelen Zeus’un karısı Hera’ydı.Hera,Zeus’un bir kadınla kendisini aldattığını gözleriyle görmenin verdiği öfkeyle bağırdı:
“Burada ne işin var Zeus?Öpüştüğün bu kadında kim?Beni başka kadınlarla aldatmaya
utanmıyor musun?”Zeus,Hera’nın kıskançlık ve öfke dolu sesini duyar duymaz sırtüstü uzandığı yerden kalktı,beline kadar doğruldu.
“Gölde yüzüyordum,az kalsın boğuluyordum,bu kadın olmasaydı boğulacaktım,bu su perisine hayatımı borçluyum.”
“Uzun uzun öpüşmelerinizin nedeni bu mu?Bana yalan söylüyorsun,koskoca bir tanrı bir kaşık su da boğulacak ben de bu yalana inanacağım öyle mi?”Hera ve Zeus birbiriyle münakaşa ederken Aiginia elbiselerini toplar ve uzaklaşır.Zeus yine Hera’yı ikna etmeye çalıştı:
“Bak Hera,gölde yüzerken ayaklarıma kramp girince çok su yuttum bu nymphe yuttuğum suları bu şekilde
çıkarmaya çalışıyordu.”
Ormanın derinliklerinde,göl kenarında Zeus ve Hera münakaşa ederken bu münakaşaya bir kişi daha tanık oluyordu.Bu Olympos’da yaşayan,Tanrılar Toplantısına Başkanlık yapan,kanunun,kuralın ve yasanın ta kendisi olan Hak Tanrısal Adalet Başkanı Themis’dir.Themis,Uranus’la Gaia’nın kızıdır.Mevsimlerin,yılların ve sanatların düzenini sağlayan,hayatla ölüm dengesini kuran,evrensel ve ölümsüz doğa yasasını temsil eden,tanrısal yasayı temsil eden bir tanrıçadır ve Zeus’un eski eşlerinden biridir.Zeus’un ve Hera’nın yine tartıştıklarını görür ve müdahale de bulunur:
“Ne yapıyorsunuz burada?Sesiniz Olympos’tan bile duyuluyor.Artemis’e adanan bu kutsal ormanda dünya
işlerinden habersiz nedir çekiştirdiğiniz?İnsanlar bile bakıp bakıp size gülüyorlardı demin,eğleniyorlardı arkanızdan.
Siz tanrılara yakışır mı böyle rezil olmak,insanların önünde.İnsanlara karşı biz Olymposlu tanrıların itibarı azalırken siz burada tutuşmuş kavga ediyorsunuz.”
“Neler diyorsun Tanrıça?”diye sordu Zeus.”Nedir anlatmak istediğin?
İnsanların gözünden niçin düşer mişiz?”.Themis:
“Dünya son çağlarda bir kaosa büründü,görmez misiniz?”diye sordu ve cevabını beklemeden konuşmasına devam etti:
“İnsanlar tanrılardan yeni isteklerde bulunuyorlar,yetinmiyorlar eldekilerle,
Ölümlüler ölümsüzlük istiyor.Biz tanrılar gibi sonsuz,mutlu,zengin bir hayat
istiyorlar.Az görüyorlar onlara verdiğimiz nimetleri…”
Zeus:
“Nankörlük bu,haddini bilmezlik bu Tanrıça!”diye öfkeyle soludu.”İnsanlar bizden
ne dilediler vermedik?Adaklar adadılar yerine getirmedik mi istediklerini?Ac mı bıraktık onları açıkta mı
bıraktık?En zorlu savaşlar da bile yardımcı olmadık mı?
İnsanların yardımına koşmadık mı her zaman,
Kısa ama onurlu ve mutlu hayatları olsun diye…Su istediler verdik,
ateş istediler aldılar…Toprağa ekmedik mi tohumlarını,meyvelerin
sebzelerin?İnsanlar beslensin diye salmadık mı ormanlara av hayvanlarını?
Yasak mı ettik Demeter’in buğday başaklı tarlalarını,
Yasak mı ettik üzüm bağlarını Dıonysos’un şaraplarını?
Apollon’un Altın Lir’inden çıkan tanrısal müziği gönder medik mi?
İnsanlar şölenlerde eğlensinler diye…
Yağmur istediler göndermedik mi?Ekinler su içsin hasat bol olsun diye
Doğanın tüm nimetlerini vermedik mi insanların hizmetine?”
Hera söze girerek:
“Baş Tanrı öz karısını insanların gözü önünde böyle aldatırsa,
İnsanlar elbette kıskanırlar tanrıyı bile.Olacağı buydu,
Ölümlüler de göz koydular ölümsüzlüğe.Saygı duymayacak
yüz çevirecekler bizden,eğer isteklerini yerine getirmezsek.”
Hera,bu sözleri söyler söylemez ormanı terk etti.Onun için bu tartışmanın nereye gideceği önemli değildi.Ama Zeus Hera’nın söylediklerinin bir kısmına takılmıştı.Zeus,Themis’e:
” İnsanlar yüzçevirirlerse bizden kendileri bilirler.Koşmam bir daha yardımlarına.
Yetkilerimi krallara devrederim istedikleri gibi yönetirler insanları.Acımam hiç birine…”Dedi.Ama Themis,Zeus’un nasıl bir karektere sahip olduğunu çok iyi biliyordu.Themis:
“Bunlar senin yüreğinle söylediklerin değil,ağzınla söylediklerin Zeus.”diye karşı çıktı.
“Böyle öfkeli konuşsanda,bilirim senin yüreğinin aslında ne kadar yumuşak olduğunu.
Hani Troya Savaşında Akhalar da anlamıştı bunu.Gemilerin toplandığı Aulis’te
bir belirti göstermiştin onlara.Kutsal sunaklarda,bir kaynağın çevresinde,güzel bir
çınar ağacının altında bir su akıyordu.Senin gün ışığına saldığın bir korkunç yaratık
sunağın altından çıkıp yürüdü sunağa doğru,sırtı kıpkırmızı bir yılan.Orda ufacık serçe
kuşları vardı,yavrular minnacık, yapraklar altında büzülmüşlerdi,en yüksek dalında çınarın.
Hepsi sekiz taneydiler,dokuzuncuları da yavrulayan anaydı.Bağrışan yavruları yutuverdi yılan,
döndü durduydu anaları yana yana,yılan çöreklendi önce,sonra dikilip yakaladı
çırpınan kanadından.Serçe yavrularıyla analarını yutunca böylece,sen dayanamamıştın,
yılanı yok ederek ,taşa çevirmiştin.Serçe yavrularına bile acıyan bir yürek varken sende,
tanrıların değerinden anlamayan doyumsuz aç gözlü insanlar var diye,yetkilerini devredeceğin kralların
zorbalıklarına nasıl göz yumacaksın?Savaş yüzünden yetim kalmış çocuklar ağlaşırken,sen
gülecek misin?Yoksullar ürettiklerini krallara kaptırınca sen görmezden mi geleceksin?
İnsanlar dünyasında nimetler hakça paylaşılmadığı zaman yüreğin nasıl rahat edecek?
Bir çözüm bulmalısın Kronosoğlu Zeus…Madem insanlar ölümsüzlük istiyorlar verelim.
Öldükten sonra dirilmeyi umsunlar ne çıkar bundan?Biz tanrılar bile birbirimize yalan sözler
söylerken Baş Tanrı insanlara yalan söylemiş çok mu?”Zeus,itiraz etti:
“Yalan söylemek başka bir şey,söz vermek başka bir şey Tanrıça.Bunu isteme benden.
Eğer insanlar ölümsüz olmayı koymuşlarsa kafalarına,bunu engelleyemem.
Doğa yasaları bozulsa bile insanları kandırmakla uğraşacağıma,çekilir köşemde
bomboş otururum daha iyi…”
Hak Tanrısal Adalet Tanrıçası Zeus’un bu sözlerine karşılık vermede geçikmedi:
“Öyle mi sanıyorsun Kronosoğlu?”,diye adeta azarladı.”Bugün sana dokunmayan bir yılan
yarın seni sokmaz mı sanıyorsun?Ölümsüzlük zehri taşıyan bir yılan büyürken,
insanları yerken tek tek,bozulurken dünyanın mutlu hali,sen köşende hiçbir şey yapmadan
oturacak mısın,böyle yaparak insanların sana saygı duyacağını mı sanıyorsun?Tam tersine itibarını
yitirip gözden düşmez misin?Gözden düşen bir tanrının egemenliği devam eder mi sanıyorsun?
Evrenin en güçlü silahı sende diye bu kendine aşırı güvenin korkutuyor beni.”
Zeus, Themis’in durduk yere böyle konuşmayacacağını anlamıştı.”Tanrıça,”dedi,
“Bana asıl söylemek istediğiniz nedir?”Themis asıl konuya girdi:
“Amcan İapetos’un oğlu Prometheus’un son kehaneti bütün tanrılar dünyasını yerinden oynatıyor
ve sen bu kehanetin ne olduğunu bile merak etmiyorsun…”Zeus hemen karşılık verdi:
“Neymiş o kehanet Tarıça,söyle bana.”diye sordu.
“O kehanet tanrıların tahtlarının ve bahtlarının geleceği ile ilgili…Sen en iyisi
onu Prometheus’un kendi ağzından dinle…”
Zeus,Themis’i başıyla onayladı.”Haydi o zaman Olympos’a doğru yola çıkalım.”dedi Tanrıçaya ve ormanda gözden kayboldular.
………………………………………………………………………….
KEHANET
Kafa gücü bakımından Zeus’tan bile daha üstün olan Prometheus,Kafkas dağının yalçın tepelerinin yüksek bir yerinde heykel yaptığı atölye de çalışıyordu.Tanrıların ve Zeus’un habercisi tez ayaklı Hermes’in,Kratos(güç)ve Bia(zor,zorba)ile kendisine doğru gelmekte olduklarından habersizdi.Hermes,Kratos ve Bia nihayet atölyenin kapısını açarak içeri girdiler.Atölyede Prometheus’unyaptığı heykeller adeta canlı birer insan ve tanrı gibiydiler.Prometheus,başını çevirerek davetsiz misafirlerine sakince baktı.Hermes,Kratos’un ve Bia’nın ortasından bir kaç adım öne çıkarak Prometheus’a neden geldiklerini açıkladı:
“Tanrılar Başkanı Zeus’dan sana bir haberim var Prometheus,”dedi.Uranos(gök)ve Gaia(yer)Kronos’a
nasıl devrileceğini haber verdiyse,siz de Zeus’un bir gün tahtından ne şekilde ve kimin tarafından düşü-
rüleceğini bilirsiniz.Babam Zeus,bu kehanetinizi sizden duymak istiyor,bu nedenle sizi Tanrılar Ülkesi
Olympos’a götürmeye geldim.”dedi.Prometheus:
“Amcamoğlu Kronosoğlu Zeus’a söyle beni boşuna beklemesin,”diye karşılık verdi.”Zeus’la yollarımız
sonsuza kadar ayrıldı…”dedi:Prometheus,Kratos ve Bia’yı yine karşısında görmekten huzursuz olduğunu gösterir
cesine konuşmasına devam etti:”Siz değil miydiniz beni konuşturmamak,susturmak için bir zamanlar dünyaları
başıma yıkan?”dedi ve Hermes’e baktı:”Söyle Zeus’a Hermes,bu sefer konuşmaya niyetim yok…”
Hermes bu cevaptan hoşnut olmadı.
“Sen kendini konuşmamakta özgür mü sanıyorsun?”dedi.”Yalnız Tanrıların Başıdır yükümlü olmayan.
Zeus’tan başkası özgür değildir.”Hermes sözünü bitirir bitirmez Kratos sinirli bir şekilde ve öfkeyle ileri atıldı:
“Yeniden prangaya vurularak şu ıssız kayalıkta işkenceye mahkum olmak mı istiyorsun?”Ardından Bia konuştu:
“Sen yalnızca bir kölesin Prometheus!”diye bağırdı ve üsteledi:”Bunu aklından çıkarma!”
Prometheus’un hemen teslim olmaya niyeti yoktu:
“Asıl köle sizlersiniz,siz Zeus’un uşakları,casusları ve dalkavuklarısınız!”diye cevap verdi.
Kratos ve Bia,Prometheus’un üzerine yürüdüler,Hermes engel oldu.”Aklını başına topla Prometheus!”Dedi,Hermes.
“Zeus’un emrine boyun eğmelisin,aksi halde zor kullanarak seni Olympos’a götürmek zorunda kalacağım.”dedi Hermes.Prometheus,durumun ciddiyetini başıyla tasdik etti.Olympos’a doğru yola çıktılar.
……………………………………………………………………………………………………………………..
Yalçın dorukları,dik yamaçları olan Olympos’da Zeus Sarayının mermerden döşenmiş büyük avlusun da tarihi bir toplantı yapılacaktı.Olympos’un bütün Tanrı ve Tanrıçaları Baş Tanrı Zeus’un emriyle bu toplantıya çağrılmışlardı.Tanrı ve Tanrıçalar sarayın avlusunda ve bahçesinde ikişerli ve üçerli guruplar halinde geziniyorlardı.
Ocak Tanrıçası Hestia,Olympos’un semalarında Zeus’un kartalını taklalar atarken gördü.Bu Hermes’in ve yanındakilerinin Olympos’a geldiklerine işaretti.Hestia ne yapacağını biliyordu,hızlı adımlarla yürüdü,sarayın kulesinin basamaklarını çıktı,gong salonuna ulaştı,mancınığı kullanarak büyük çelikten yapılı gongu bir kaç kez çalmaya başladı.
Gongun sesini duyan tanrı ve tanrıçalar sarayın avlusuna doğru hızlı adımlarla yürüdüler.Toplantı büyük mermer masanın etrafında ve Zeus’un tahtı önünde yapılacaktı.Tahtın arkasındaki panoda Zeus’un karşı konulmaz kalkanı asılıydı.Zeus,krallık Asa’sını ise elinde tutuyordu.
Önce mermer masaya Şehirlerin Koruyucusu Zeus’un kızı Athena geldi,elinde mızrağı ve üzerinde zırhları vardı.Onu Güzel sanatların kurucusu Apollon takip etti.Elinden hiç düşürmediği Gümüş Lir’i vardı.Apollon’u Deniz Tanrısı Poseidon takip etti.Elinde üç dişli yabası vardı.Poseidon’u Ölüler Ülkesi Tanrısı Hades takip etti:Hades’in başında ise miğferi vardı.Bu miğferi takan kim olursa olsun görünmez oluyordu.Hades’i Zeusun karısı Hera takip etti.Hera,bir toplantıya değilde sanki bir düğüne gelmiş gibi giyinmiş ve dut büyüklüğündeki elmas küpelerini de takmayı ihmal etmemişti.Boynuna astığı kolye ise muhteşem üç parça mücevherden oluşuyordu.Hera’yı Aşk ve Güzellik Tanrıçası Aphrodıte takip etti.Tanrısal güzelliğiyle göz kamaştırıyordu.Aphrodıte’i Savaş Tanrısı Ares takip etti.Sanki bir toplantıya değilde bir savaşa gelmiş gibi zırhlarını ve kılıcını kuşanmıştı.Ares’i Av Tanrıçası Artemis takip etti.Elinde yay,sırtında da şangırdayan okları vardı.Artemis’i Demirci Tanrı Hephaistos takip etti.Elinde örsü ve çekici vardı.Bu muhteşem Zeus Sarayını Hephaistos yapmıştı.Hephaistos’u Ocak Tanrıçası bakir Tanrıça Hestia takip etti.Hestia’nın elinde yanan bir meş’ale vardı.Zeus’un tahtının önüne geldi,saygıyla eğildi.Hestia:
“Hermes,Prometheus,Kratos ve Bia geldiler.”dedi.Zeus:”Gelsinler,biz toplantıya hazırız.”dedi.Hestia,avlunun dış kapısına doğru yürüdü ve kapıyı açtı.Hermes önde,Prometheus ise Kratos ve Bia’nın ortasında olduğu halde avluya girdiler.
Başta Zeus olmak üzere avluda bulunan bütün tanrı ve tanrıçaların meraklı bakışları Prometheus’un üzerine düştü.Zeus ise sert bakışlarla Prometheus’a adeta gözdağı verir gibiydi.Bilinç ve özgürlük tanrısı Prometheus ise hiç bir şey yokmuş gibi sakin ve kendinden emin görüküyordu.Prometheus’un bu soğukkanlılığı Zeus’u adeta sinir ediyordu ve daha fazla dayanamadı,ses tonuna sertlik verererk Prometheus’a sordu:
“Yeni bir devrimin hazırlayıcısı olduğunuz söyleniyor.Buraya niçin
getirildiğinizi biliyor olmalısınız?Evet,hemen kehaneti açıkla,tahtımı
ve bahtımı neler bekliyor?”
Prometheus,Zeus’a alakasız bir cevap verdi:
“Bu sefer konuşmaya niyetim yok!Tahtınızın geleceği de beni ilgilendir miyor!”
Zeus:”Tahtıma göz dikenin kim olduğunu söylemek zorundasın!” diye sert çıktı.
Prometheus,Zeus’un eski huylarının devam ettiğini görüyor ama umursamıyordu:
“İktidar sahipleri devrilir gider,düşünce sahipleri yener ve kalırlar,”dedi.ve devam etti.”Beni
zorla konuşturamazsınız!Dünyayı keyfine göre yöneterek istediğin her şeyi yaptın ve
yaptırdın.Geçmişi,bugünü ve yarını ipotek altına alabileceğini mi sanıyorsun?”
Zeus:”sanıyor muyum?”Diye gürledi.”Seni yine Kafkas dağlarında bir kayaya bağlayıp Kratos’a teslim
etmemi ister misin?Acı çekmekten zevk mi alıyorsun?Eğer özgür kalmak istiyorsan tahtıma
göz dikenin kim olduğunu söylemek zorundasın.!”Prometheus inatçıydı.Ama doğru bildiğini Zeus’a söylemenin artık zamanının geldiğini anladı.
“Benim özgürlüğüm düşüncelerimdir,bilincimdir,aklımdır.Düşünceye gem vuramazsın,özgür düşünceyi tutuklayamaz susturamazsın.Olaylar nasıl gelişirse gelişsin,gelecekte egemenlik kaba kuvvetin değil,özgür düşüncenin olacaktır.Sana gerçeği söyleyeceğim,ama bundan hoşnut olmayacaksın.Bir gün bir insanoğlu Krallık Asa’nızı elinizden alacak,Titanları ve Dev Gigant’ları yendiğiniz yıldırım yüklü bu karşı konulmaz kalkanınızı da.İnsanlar dünyaya ve bütün evrene egemen olacaklar.İşte o zaman bütün tanrısal mevhumlar evreni terkedecek.”
Gökler gürlemeye,sağnak yağmurlar ve hızla uğuldayan rüzgarlarla yıldırımlar akmaya başladı.Tunçtan yapılı Tanrı sarayı yıkılacak gibi oldu.Zeus:
“Bana yalan söylüyorsun!Tanrılara muhtaç olan insan nedir ki dünyanın ve evrenin egemenliğini eline alabilsin?”Prometheus pratik aklıyla Zeus’a cevap vermekte geçikmedi:
“İnsanı güçsüz,fani,tanrıların varlığına muhtaç diyerek küçümsüyorsunuz ama,bir zamanlar evrene egemen olabilmek için babanız Titan Kronos’la girdiğiniz savaşta bir ölümlü kahramanın,Herakles’in yardımına ihtiyaç duymuştunuz.”
Prometheus’un bu sözleri sarayın büyük avlusunu gürültüye boğdu.Tanrılar infial içinde birbirleriyle konuşuyorlardı.Savaş Tanrıçası,Şehirlerin koruyucusu,Zeus’un kızı Athena’nın sesi duyuldu:”Prometheus akıldan yana üstün bir Titan Oğludur,yalan söylemez.”Bu sözlerin ardından Deniz Tanrısı Poseidon’un itirazı yükseldi:”Eğer bu doğruysa,toprağı titretirim,denizleri okyanusları taşırıp dünyada ki bütün insanları tuzlu sularımın altında bırakırım.”
Poseidon’un bu sözlerinin ardından Ares öne atıldı,bütün heybet ve öfkesiyle konuştu:
“Senin denizlerini taşırmana gerek yok Poseidon,savaşçılarımı yanıma toplarım,bütün insanları kadın, çocuk,genç,yaşlı demeden kılıçtan geçiririm.”Nifak Tanrıçası Hera,Savaş Tanrısı oğlu Aresİ destekledi.
Hera:”Tek bir insan bile kalmamalı yeryüzünde!” diye o insafsız düşüncesini öfkeyle dile getirdi.Yeraltı Ölüler Ülkesi Tanrısı Hades’de Tanrıça Hera’ya kendi önerisini söyledi:”Bütün insanları yeraltı ölüler ülkesine memnuniyetle davet edebilirim.”dedi.Prometheus,karşı çıktı.”İlk aklınıza gelen çözüm insanları öldürmek mi?Zaten binbir güçlüklerle yaşamaya çalışan insanların katledilmelerini hiç kimse düşünmesin!Beni karşınızda bulursunuz!”
Ama Prometheus’un bu sert çıkışı tanrıların gülüşmelerine yol açtı.Prometheus’a gülmekle kalmıyor alaycı bakışlarla da Prometheus’u adeta küçümsüyorlardı.Zeus,Apollon ve Athena ise durumun ciddiyetinin farkında olduklarından ciddi duruyorlar diğer tanrılara iştirak etmediklerini belli ediyorlardı.Ares,Prometheus’a o kadar çok güldü ki,gülmekten dolayı gözleri yaşarmış ve kendisini yere atmaktan zor tuttu.”İnsanlardan yana olmayı bırakta,sen kendini kurtarmaya çalış!”Diye bağırdı Ares,Prometheus’a.Prometheus,Ares’e cevap verdi:
“Zorbalık özgür düşünceyi alt edemez.Beni güç kullanarak tutsak alabilirsiniz ama düşüncelerimi asla esir edemezsiniz!İnsanları savunmak için yalnız değilim.Benimle istediğiniz kadar alay edebilir,bana istediğiniz kadar gülebilirsiniz;ama,kaba kuvvet, özgür düşüncenin karşısında her zaman boyun eğmek zorundadır!”
Başta Ares olmak üzere Prometheus’la alay eden tanrıların aniden neşeleri kaçtı.Bu seferde Prometheus’a ciddi ve sert bakışlar atmaya başladılar.Onlara göre Prometheus bu pervasız düşünceleriyle haddini çok aşmıştı.Ares,öfkeyle kılıcını çekti,Prometheus’a doğru ilerledi,bunu gören Zeus,Ares’in karşısına dikildi.Ares’i sertçe göğsünden iteledi.Ares,kılıcını yeniden kınına soktu.Zeus,Prometheus’a baktı.”Benim tahtıma göz diken insanın kim olduğunu söyle!”dedi.Prometheus cevap verdi:”Bu bir kral oğlu da,sıradan bir insan da olabilir:O insanın kim olduğunu ben de bilmiyorum.Zeus:
“Bu kehanetin hiç de inandırıcı değil,” dedi.”Değil sıradan bir insan,bir tanrı oğlu bile benim egemenliğimi elimden alamaz!Senin amacın nedir?Beni kuşkuların baskısı altında tutmak sana zevk mi veriyor?”Prometheus,cevap vermedi.Savaş Tanrıçası sanatı ve şehirleri koruyan tanrıça Athena:”Ak yıldırımlı Zeus baba,”dedi,”izin verirseniz Prometheus’a bir kaç soru sormak istiyorum.”Dedi.Zeus:”Sorunuz”dedi.Athena bütün bakışlarını dikkatle Prometheus’a çevirdi:”Bir gün bir insanın Tanrılar tahtını ele geçireceğine gerçekten emin misiniz?Bu doğru mu?”diye sordu.
“Ben,doğru olduğuna inanmadığım hiç bir şeyi konuşmam.”Diye cevap verdi Prometheus.Ve Athena soru sormaya kaldığı yerden devam etti:”O halde insanların Tanrılara başkaldırışlarının nedenlerini biliyorsunuzdur?”
Hera,oturduğu yerden hırsla kalktı ,”İtiraz ediyorum,”dedi.”İnsanların tanrılara karşı asi oluşlarının haklı nedenleri olamaz!”Dedi.Hera Athena’nın bu sorusunu yersiz bulmuştu.Hades’de oturduğu yerden sakince ayağa kalktı ve görüşünü açıkladı:”Tanrıça Hera doğru söylüyor.Bize başkaldıran insanların ölümle cezalandırılmaları gerekir!”Bu sözler üzerine Zeus:”Bunları sonra konuşuruz.Bırakın Prometheus,Athena’nın sorularına cevap versin!”Athena,bunun üzerine:”Sorumu tekrar etmeme gerek var mı?” diye sordu Prometheus’a.Bilinç ve özgürlüğün tanrısı:”Gerek yok Tanrıça.”dedi,ve devam etti.”İnsanların tanrılara başkaldırış nedeni,tanrıların dünyayı adaletsiz,acımasız ve zorbaca yönetmeleridir.”Prometheus’un bu sözleri yeniden buz gibi bir hava yarattı.Gökgürültülerinin ve rüzgarın uğultusu yeniden avluyu doldurmaya başladı.Sanatların koruyucusu Apollon bu gergin havayı yumuşatmayı düşündü.Prometheus’a karşı çıktı:”Haksızlık ediyorsunuz!Zeus,hakka dayanan insanca bir düzenin kurucusu ve koruyucusudur.”Dedi,ançak Apollon’un bu sözleri bilinç tanrısını ikna etmedi.Prometheus:
“Ben sizinle aynı fikirde değilim Apollon!İnsanlar alın teriyle kazandıkları zenginliklerini,kendi hayatları için değil,yalnızca tanrıların gönlünü hoşetmek için,bütün imkanlarını tapınaklara,rahiplere ve savaşlara harcıyorlar!”
“Ama bu tapınaklarda yetiştirdiğimiz rahipler,insanların tanrılarına saygı duymasını sağlıyorlar,yardımlaşmayı ve güzel yaşamayı öğretiyorlar insanlara.”diye cevap verdi Apollon.Ama hiç de ummadığı bir cevapla karşılaştı.
“Ve korkuyu öğretiyorlar Apollon,tanrı korkusunu!”Poseidon itiraz etti:”İnsanlar tanrılardan elbette korkmalıdır!”,dedi.
Prometheus kıvrak aklıyla cevap verdi:”İnsanlara tanrısal korkular salarak onlara güzel yaşamayı değil,zorbalığı öğretirsiniz!”Ona Apollon karşılık verdi:
“Bizim varlığımızı tanımadan önce yaşayan insanlar,çirkin büyücülerin esirleri olmuşlardı!”
“Bu doğru…Ama o çirkin ve şarlatan büyücülerin yerini bu seferde adaletsiz tanrılar aldı.”diye karşılık verdi Prometheus.Bu sözler en çok Zeus’a dokunuyordu,çünkü o bütün tanrıların başkanı ve onların yöneticisiydi.Ama asıl beynini kurcalayan soruyu sordu Prometheus’a:
“Tanrılar içinde insana en yakın tanrı sensin Prometheus.İnsanların tahtıma göz dikmelerinin gerçek nedenleri nedir?”
Prometheus,cevap verdi:
“Dünya iyi yönetilmiyor!Halklar,desbot kralların,ruhban takımı din adamlarının ve acımasız sert komutanların zulmü altında ağır vergilerle sömürülüyor.İnsanları yönetenler siz Tanrı ve Tanrıçalar gibi yaşıyorken,yönetilen halk,açlığa,sürgit yoksulluğa,sömürü ve savaşa mahkum ediliyor.Nice alınterleriyle,nice büyük emeklerle yaratılan zenginlikler insanlara adilce pay edilmiyor,hak,hep güçlünün oluyor!”Zeus,yine bu cevap karşısında da tatmin olmadı.Sesini biraz daha yükselterek yeniden sordu:
“İnsanların tahtıma göz dikmelerinin nedeni bu mu?”bunu sorarken adeta küçümsüyor,alay ediyordu.Ama arkasından da asıl soruyu sormayı da ihmal etmedi,bütün ciddiyet ve samimiyetiyle sordu:
“İnsanlar bizden ne istiyorlar?”Diye sordu,uzun ve kalın parmakları elinde tuttuğu Asa’sını sertçe okşuyordu,parmaklarının bu sinirli hareketleri sabrının tükendiğini gösteriyordu.Prometheus ise bildiği doğru cevapları vermeye sonuna kadar kararlıydı:
“Sömürünün ve savaşların olmadığı bir dünya da yaşamak istiyorlar,barışın,özgürlüğün,mutluluk ve zenginliğin sağlandığı bir dünya da.Birlikte üretilen nimetlerin,yine birlikte ve hakça pay edildiği bir dünya da yaşamak istiyorlar;ve her türlü fikrin serbestce konuşulduğu bir hayat istiyorlar.”
Zeus,Prometheus’a alaycı bir bakış fırlattı,kinayeli bir ses tonuyla:
“Ve ölümsüzlük istiyorlar,değil mi Prometheus?”
“Hayır,hayır,siz Olympos Tanrılarından insanların böyle bir isteği yok.”Diye karşılık verdi Prometheus.Bunları söylerken emindi ama Zeus aynı fikirde değildi.
“Ama bizim dışımızda kalan başka ilahlardan istiyorlar!Ve o ilahlar da insanların gözüne ve gönüllerine girmek için insanları öldükten sonra yeniden diriltip onları sonsuz ve zengin bir hayatta yaşatacaklarını vaadediyorlar.!Kandırıyorlar insanları!Ama biz Olymposlular insanları sonsuz yaşayacakları bir dünya umutlarıyla kandırmadığımız için,insanların gözünden ve gönüllerinden düşüyoruz!Senin insanlar için istediklerin,insanların bizden istedikleri yanında bir hiç kalır! Bir zamanlar bizimle beraber insanoğlu,evrenin en önemli varlığı oluvermişti,dünya gençken.İnsanlar doğanın ortasında toprağa bağlıydılar,doğayla kucak kucağa yaşıyorlardı.Günlerini,ağaçların,denizlerin,tepelerin,çiçeklerin arasında geçirirlerdi.İlkel denemeyecek kadar saf ve iyi insandı onlar…Korularda dolaşan delikanlılar,ağaçlar arasında ansızın bir nymphe’ye rastlarlar,duru bir kaynağa eğilen genç kızlar,sular da bir naiad’ın yüzünü görürlerdi.Halbu ki bizden önceki insanlar ürküntüye kapılıp korkunun esiri olmuşlardı.Tanrılarını kedi başlı bir kadın olarak düşündüler.Taşlardan dev gibi heykeller yapmaya başladılar.Cansız kocaman bir sfenkse taptılar.Taptıkları tanrıların insanla bir ilgisi yoktu.Kuş başlı adamlar,boğa başlı aslanlara tapıyorlardı,tanrı diyerek!İnsanların tanrıları karşısında hiçbir önemi yoktu.Çağ geldi insanoğlu bizimle evrenin en önemli varlığı oluverdi.Ama ben ne yapabilirim bundan böyle,insanoğlu kendi öz değerine sırtını dönüyorsa?Kurtuluş vadeden ahretçi dinlerin gönüllü köleleri oluyorlarsa ben ne yapabilirim?Benden de bir kurtuluş dini yaratma mı istiyorlar,doğanın düzenini bozmamı istiyorlar,insanların gözünden ve gönlünden düşmeyelim diye!”
Prometheus,Zeus’a cevap verdi:
“Kurtuluş dinlerinin dünyada ki temsilcileri ufak bir azınlık,onlarda itibar görmüyorlar insanlardan,çünkü,İsa,bir avuç havarisine verdiği öğütlerde zenginliği alçaltıp,yoksulluğu yüceltiyor,aileyi değil,bekarlığı salık veriyor.İnsanların dünya da yaşamak için özlem duydukları her şeyin tam tersini öğütlüyor insanlara.Ama size bağlı krallar zorbalaştıkca,özgür düşünceyi yargıladıkca mahkemelerde,insanlar şarlatanların esiri oluyorlar,çünkü vicdan terazisinin küfesi,akıl terazisinin küfesinden daha ağır çekiyor.Socratese hüküm giydirildi,felsefe yaptığı,gençleri kötü yola,inançsızlığa sevk ettiği için,mahkeme kararıyla baldıran zehri içirildi.Tales,dünyayı Okaneos’la değil,suyla,nemle açıkladığı için yargılandı.”Su nereden geliyor?”Sorusuna:”Oksijen’in ve Hidrojen’in birleşmesinden”,dediği için Anaksimandros’da yargılandı.Güneş ve Ay’ın devinimlerini,Helios ve Selene’nin değişken iradeleriyle değil,Güneş’in akkor halinde bir taş olduğunu,yıldızlar da dünyanın çevresinde devinip duran birtakım değirmi halkalardır,dediği için Pitagoras’da yargılandı.Herakletios’da yargılandı,”Ölümlüler ölümsüz,ölümsüzler ölümlüdürler”,dediği için,sizinle çatışmakta olduğuna aldırmadı diye.Piron’da yargılandı,kuşkucu diye.Carneades’de yargılandı kader kavramıyla çekiştiği için.Protagoras,tanrıların olup olmadığının önemli olmadığını söylediği için,Atina yargıçları tarafından sürgüne gönderildi.Din gizlerini alaya aldığı için,Meloslu Diagoras’ın başını getirene ödül konuldu.Dinsizlikle suçlanan Aristoteles kendisiyle düşmanlarının arasına Euripedes’i koymasaydı bir felaket yaşayacaktı.Teophrastes ve Stilpon koğuşturmalara uğradılar,özgür düşündükleri için.Ünlü Frine de dine hakaretten ötürü Atina yargıçlarının önüne çıkartıldı.
Hey Tanrılar,insanı insan yapan özgür düşüncenin yolunu böylesine mahkeme kararlarıyla engellerseniz kurtuluşcu dinler elbette yapışır yakanıza!Sizi de felakete sürükler insan,kendisini de.Bırakın insanlar istedikleri gibi özgürce düşünsünler;çünkü,fikir özgürlüğünün yasak edildiği bir dünyada felsefe,insan aklı yaratıcılığı ve bilimin yerini dogmalar alır…En kötü fikirlerin söylenmesinden bile korkulmamalı ki,en doğru fikirler tohumunu ekip toprağa yeşerebilsinler.
Eğer tahtınızı sonsuza kadar elinizde tutmak istiyorsanız,bu insanca çözüme boyun eğmek zorundasınız,başka çareniz yok!
…………………………………………………………………………………………………………………..
O gece Olympos’da gökler yıkılıyordu adeta.Kara dev bulutlar iki büyük ordu gibi çarpışıyor,gökgürültüleri arasından şimşek ve yıldırımlar akıyordu,tanrısal ülkenin tanrı sarayları üzerine.Bardaktan boşanırcasına akan yağmurların sesleri her tarafı kaplıyordu.Zeus’un yıldırımları ve yağmurları,Hermes’in rüzgarlarıyla birleşiyordu.İlk defa o gece Zeus’u uyku tutmadı,gece boyunca bir sağa,bir sola dönüp durduğu yataktan kalktı,Hera’yı uyandırmamak için yavaş hareketlerle sarayın avlusuna inen basamaklara doğru yürüdü.Şamdanların loş ışıkları Zeus’un gece kıyafetleri içinde olduğunu gösteriyordu.
Zeus,sarayın kendisine ait büyük odasına giderken geri döndü.koridorun ortasında bir odanın giriş kapısını çaldı,kapıyı araladı ve içeriye doğru seslendi.”Bana ambroisa ve nektar getir.”Dedi ve yeniden geriye döndü ve kendi dairesine çekildi.İkonlarla ve tarihi antik eşyalarla dolu odasında canı sıtkın bir şekilde üç aşağı beş yukarı gezinmeye başladı.Dışa açılan balkona çıktı,zifiri karanlık gece de rüzgar uğultusuyla beraber sağnak yağmurlar yağıyor,şimşek ve yıldırımlar Olympos’un dik yamaçlarına akmaya devam ediyordu.Ganymedes elinde bir tepsiyle içeri girdi.”Ambroisa ve nektarınızı getirdim efendim.”dedi.Ve tepsiyi masanın üzerine bıraktı.Tam bu sırada Hera dış kapıda beliriverdi,içeri girmek için Ganymedes’in çıkmasını bekledi.Ganymedes,baştanrıya sordu,”Başka bir isteğiniz var mı efendim”. “Hayır yok Ganymedes,gidebilirsin”,dedi.Ganymedes,kapıdan çıkarken Hera’yı gördü ve Tanrıçayı başıyla selamladı.Hera,bir kaç adım daha içeri girerek Zeus’a yaklaştı.”İda dağının yamaçlarında sürülerini otlatırken gördüğün,Tanrılara Şarap Sunucu olsun diye Olympos’a getirdiğin kral Tros’un oğlu,bakıyorum da sana iyi bakıyor!Her neyse,gecenin bu zamanında niçin uykularının kaçtığını tahmin edebiliyorum.Prometheus’un söyledikleri boşuna sıkıyor senin canını”.Zeus Hera’yla aynı fikirde değildi.”Prometheus’un söylediklerini hafife alma Hera!”Dedi,”en iyisi…” Zeus’un sözlerini Hera tamamladı.
“Yani Prometheus’un istediği gibi,insanları barış ve özgürlük dolu bir ortamda mutlu ve zengin mi yaşatmalıyız?”
“Bunu yapacak gücümüz var…”
“Hayır yok!Bu asla mümkün olmaz!”Diye yüksek sesle cevap verdi.Zeus,”neden?” diye sordu.Hera,cevap verdi.
“Biz Olympos Tanrılarının dünyadaki temsilcileri sefil halk yığınları,kentliler,işçiler,köylüler,köleler ve esirler değil,bizim temsilcilerimiz krallar,komutanlar ve rahiplerdir”.Zeus,itiraz etti:
“Krallara,komutanlara ve rahiplere biz mi bağlıyız,yoksa onlar mı bize bağlı?”
“Anlamıyor musun?”diye sordu Hera ve devam etti.”İnsanları yöneten egemenlere verdiğimiz tanrısal yetkileri onların elinden alırsan,asıl o zaman tahtını tehlikeye atmış olursun!”"Egemenlerin yetkileri devam edecek”.Diye karşılılık verdi Zeus.Hera itiraz etti:
“Egemenlerin hizmetlerini kimler yapacak?Bu mantıklı çözüm değil Zeus.Her insanın zengin ve mutlu olduğu bir dünyada değil kralların,komutanların ve rahiplerin egemenliği,Tanrıların egeenliği bile sözkonusu olamaz.”
Zeus:
“Eğer o kurnaz kafanda bir çözüm varsa söyle bana,öyle bir çözüm bul ki insanlar,dünyevi hayatlarına devam etsinler ama Tanrı tahtına gözkoyma fırsatını bulamasınlar.”
“İnsanlara o fırsatı vermeyeceğiz!”
“Ama nasıl?İşte asıl mesele bu.”Hera alayımsı yüz hatlarıyla gülümsüyordu.”Bazen senin aklından şüpheye düşüyorum Zeus!”,dedi.”Bu kadar basit bir mesele karşısında bir çocuk gibi davranıyorsun.Roma krallarının dünyayı avuçlarına aldıkları o çağları ne çabuk unutuyorsun?Biz Olympos Tanrıları o çağlarda en mutlu,saygın ve görkemli zamanları yaşadık.Kim vardı o zaman kralların başında?Ares vardı.O çağlarda insanlar ve en zorlu savaşları kazanan krallar bile biz tanrılara hürmet gösteriyorlardı.Ares’in krallarıydı onlar.”
Zeus,Hera’nın kendisine birşeyler ima ettiğini anlıyordu.
“Ne demek istiyorsun Hera?”,diye sordu.Ve konuşmasını sürdürdü:”Ares,kan dökmeyi,kaba kuvveti ve savaşı sever.Ürperti yaratan yoldaşlarıyla zorbanın beceriksizin tekidir o!”
“Haksızlık ediyorsun Zeus!”diye karşı çıktı Hera:”Savaş Tanrısı Oğlumuz Ares’e haksızlık ediyorsun!”,diye yineledi.”Ares’i kralların başından aldıktan beridir,insanların gözünden düşer olduk,her geçen zaman itibarımız azalmaya başladı.Duymadın mı,tanrısal ateşi iki kez çalarak insanlara veren,onlara zamansız bir onur sunan,suç işleyen Prometheus’u! İnsanlar arasında ki tanrıtanımazları bile bize karşı savundu kendi sarayımızda!Ve biz onu saygıyla dinledik,Amcan Titan İapetos’un oğlu Prometheus’u.Klymene’nin oğlunu.Bize karşı insandan yana olarak niçin cephe aldığının nedenlerini biliyorum ben.Kardeş Atlas’ın ve Epimetheus’un intikamını alıyor bizden,ve kendi elinle Tartaros’a kapattığın babasının intikamını.Kıvrak,cin fikirli Prometheus’un insandan yana göründüğüne bakma sen,itibar etme söylediklerine daha iyi.Ares’in önünü kesme Zeus.Bırak dönsün yeniden gümbürtülü savaş meydanlarına.”
…………………………………………………………………………………………..
Şarap Tanrısı Dıonysos’un arabası,Kafkas dağlarının yalçın tepelerinden aşağı yaylalara doğru ilerliyordu.Dört yağız atın çektiği bu şarap fıçılarıyla yüklü tanrısal arabanın ön eğerinde Prometheus’da vardı.Araba,heykellerin yükseldiği bir düz alanda bir yapının önünde durdu,burası Prometheus’un heykellerini yaptığı yerdi.Arabadan indiler ve heykel atölyesinden içeriye girdiler.
Dıonysos:
“Kehanetini açıklamakla insanların hayatını tehlikeye düşürdün!”Dedi.”Bundan böyle Tanrılar insanlara kuşkuyla bakacaklar!”Prometheus,Dionysos’la aynı fikirde değildi.
“Dile getirilmeyen düşünceler gerçekleşmez Dionysos;insanlık ülküsü de kolayca gerçekleşebilinecek bir küçük hedef değildir.”
“Yani sen,insanların tanrı yasaları karşısında insanca yaşamaya muvaffak olabileceklerine inanıyor musun?”
“İnanmak tembellerin işidir,körü körüne inanmaksa aptalların.İnsanları tanrısal yılgı ve korkulardan kurtarıp,aklın özgürlüğün,bilimci yaratıcılığın içinde çalışmaya sevk etmek gerekiyor.”
“İnsanlar senin dediğin gibi yaşamak zorunda mı?Sen de bilimci bir din yaratıyorsun!”
“Hayır Dionysos,bilim bir din olacak kadar sınırlarını daraltmaz,kendisini küçültecek kadar itibar etmez ona.Bilim,felsefeye,akla,özgürlüğe ve insan yaratıcılığına dayanır.Kuşkuya kapılıpdeneyler yaparak doğruyu buldu mu hiç bir güç boyun eğdiremez ona…Bilim,insanı baştanbaşa kavrar,yükseltir,ona hem güven hem çoşku verir.İnsan düşüncesine her zaman yeni yeni atılış gücü sağlar.Bilim doğru kullanıldığında insan hayatına bir anlam bir soyluluk kazandırır.”
Dıonysos,küçük bir şarap küpünden iki gümüş kupaya şarap dolduruyor,bir yandan da Prometheus’a cevap yetiştirmeye çalışıyordu:
“Sen de bir ütopya kuruyorsun Prometheus”,dedi,doldurduğu kadehin birini Prometheus’a uzattı,kupaları tokuşturarak içtiler.Dionysos,sözlerine devam etti.”Gerçekleşmesi hiçbir zaman mümkün olmayacak bir yeni dünya için düşünmenin ne yararı olabilir?Pandora’nın sandığından çıkan kötülükler dünyanın her tarafına yayılmış durumda!”
Prometheus:
“Tek bir umut bile,yeni ve mutlu bir dünyanın kurulmasına yetecektir.Umut etmek ve çalışmak gerekiyor.Umutsuzluk,umudun kapılarını kapatıyor hiç durmadan bu doğru ama,umudun en büyük düşmanı cehalet,korku,keder ve yılgılardır.İnsanoğlu bir gün Tanrısal korkuları yenerek özgürleştiğinde yeni ve mutlu,zengin ve çoşku dolu yeni bir dünya yaratılacak.”
…………………………………………………………………………..
Bir sonbahar günüydü,ormandaki yemyeşil ağaçların yaprakları sararmaya yüz tutmuş,Hermes’in rüzgarlarıyla dökülmeye başlamıştı.Ağaçların altı dökülmüş yapraklarla dolu olduğundan toprak ana Gaia’nın bütün bedeni yapraklarla bezenmişti.Europa elinde bir sepetle ve acele adımlarla ormandaki gölün yamacına doğru ilerledi.Beyaz bulutlarla kaplı göğe baktı,evet aradığını görüyordu,Zeus’un kartalını gördü.Taklalar atarak ve kah süzülerek uçan bu ilahi kartal,Zeus’un ormanda olduğunun habercisiydi.Europa,çevresine bakındı,Zeus bütün heybetiyle kendisine bakıyordu.
“Beni görmek istemişsiniz Europa,işte geldim”,dedi Zeus.Ve Zeus’un gözleri Europa’nın taşıdığı sepete takıldı.”Bu sepeti hala taşıyor musun?”Diye sordu.”Oğlum Demirci Tanrıya senin için yaptırdığım bu çiçekliği”,diye ilave de bulundu.
Europa,Baştanrı Zeus’un sorduğu bu soruya üzgün ve netametli bir ses tonuyla cevap verdi:
“Ama ne yazık ki bu sepetin içine koyduğum nergisler,sümbüller,menekşeler,kırmızı yaban gülleri düne kadar Aşk Tanrıçaları Kharit’ler gibi ışıldarken soldular Zeus.Bunları sana getirmiştim”,dedi.
Zeus:”Üzüldüğün şeye bak Europa!Ben çiçeklerini almaya değil,seni görmek için geldim,seni görmeyeli çok oldu,aradan uzun çağlar geçti,özledim seni!”
Zeus,eski sevgilisine yaklaştı,özlem dolu bakışlarla omuzlarını tuttu ve kendisine çekti,Europa’nın dudaklarından öpmeye başladı,Europa ise Zeus’un istençli öpüşüne en ufak bir karşılık vermiyordu ve adeta bir heykel gibiydi.Aiginia,ormanda Zeus’un olduğunu biliyordu ve onları sevişirken görünce geriye dönmüş hızlı adımlarla uzaklaşmaya başlamıştı.Aiginia,ormana Zeus’un kendisini görmek için geldiğini sanmış ve yanıldığını kendi gözleriyle görmüştü,yüzü acı,hüzün ve hayalkırıklıklarının çizgileriyle dolmuştu.Bütün bunlardan habersiz eski sevgilisiyle özlem gidermeye çalışan Zeus,ısrarlı öpüşlerine Europa’nın karşılık vermediğini anladı ve hızla kendisini geri çekti,acı bir ses tonuyla sordu:
“Europa!Dudaklarının eski tadından eser yok!Yüzünde gülümsemiyor!Ellerin titriyor Europa,neden?”
“Adımı bir zamanlar seninle sevişerek bir Kıta’ya verdim;ama,seninle seviştiğimiz o çağlarda Girit’e giderken mevsimler karşılardı bizi.Denizin dalgaları iki yana açılırdı,önümüzde ve arkamızda Deniz Tanrıları Nereid’ler borularını öttürerek giderlerdi.”
“Evet Europa,bana getirmek istediğin çiçekler bile solduktan sonra…”Dedi ve kelimelerin devamını getiremedi,eski günlerin bir daha geri gelmeyeceğini anlamış ve kendisini nostalji rüzgarlarına kaptırmıştı.Europa,konuşmasına devam etti:”Tanrılar Kralının sevgilisi olduğum için çevremdeki herkes saygı duyardı bana;şimdilerde ise çağlar boyu tanrı ve tanrıçalar için yapılan tapınaklar,sungular ve usta ellerden çıkan heykellerimiz tek tek yıkılıyor!”
Europa’nın bu sözleri üzerine Baş Tanrının gülümseyen çehresi yerini kızgınlığa bıraktı.Gökteki bulutlar çarpışmaya ve gökler gürlemeye başladı.Zeus:”Yani bize bağlı krallar asi mi oldular?”Diye sordu.
“Hıristiyan oldular Zeus”,diye karşılık verdi Europa.Ve konuşmasına elem dolu sesiyle devam etti:”İmparatorluk hıristiyan oldu,bize sungu sunan insanları ölümle cezalandırıyorlar!Oğullarımız Minos ve Rhadamanthys gibi insanlara tarafsız ve adil davranan yargıçlar yok artık dünyada!Avrupa zor günler yaşıyor!”
Zeus,Europa’nın kendisini niçin görmek istediğinin cevabını almıştı.Üzgün olduğu her halinden belli oluyordu,üç aşağı beş yukarı ve yavaş adımlarla Asa’sını aralıklı yere vurarak gezinmeye başladı.Geriye döndüğünde ormana Artemis’in geldiğini gördü.Zeus,kızını uzun zamandır görememesinin verdiği bir özlemle:”Artemis,altın yaylı,altın tahtlı,dizginleri altın kakmalı kızım,seni görmek ne iyi!”Diyerek hoşnutluğunu gösterdi.
“Ben de sizi gördüğüme sevindim Zeus baba ve Europa’yı gördüğüme de!”Diye karşılık verdi Artemis ve sözlerine kaldığı yerden devam etti:”Ama iyi haberlerim yok Ak Yıldırımlı…Akdeniz çevresinde binyıllarca tutundum biliyorsun;kültlerim Anadolu’dan Mezopatomya’ya,Suriye,Lübnan,Filistin,Mısır,Ege Adalarından Girit’e kadar,Yunanistan’a,İtalya’ya,İskandinav Ülkelerine kadar uzanıyordu.Eski erken taş çağlarından beri tutarlı bir gelişme içindeydim,Roma İmparatorluğu hıristiyan olana dek!Efes’te ki Artemision’u bile yıktılar Zeus Baba;bana adanan dünya harikasının taşları bir bir sökülüyor!Aziz Paulus’un çapulcularına Efesliler karşı koyamadılar,benim altın yayımdan çıkan oklarım da önleyemedi onları!Artemision tapınağını en son onaran Lydia Kralları ve Büyük İskender’in ruhu da karşı duramadı onlara! ”
Bu konuşmaların sonuna Başak Tanrıçası Demeter’de yetişti.”Ne diye toplanmış konuşuyorsunuz burada?Yapılması gereken bir sürü iş varken!Canlıları doyuran tarlalarda ekinler,buğdaylar bereketli olmuyor ne yapsam;daha olgunlaşmadan ölüyorlar toprak üstünde.Ağaçlar,çiçekler,mevsimler soluyor,insanlar yüz çeviriyorlar bizden,altın başaklar doyurmuyor diye kendilerini!Aç kalıyor çocuklar annelerinin kucağında,az olduğu için değil aslında ürettiklerim,ürünlerim adilce paylaşılmadığı için!”
“Ben Tanrıların ve insanların kralı değil miyim?”Diye gürledi Zeus ve sözlerine şikayet dolu kelimelerle devam etti:”İnsanlar benden yüz çevirmeselerdi şimdi kalkanımı alıp elime,gökleri gürletip,yağmurları yağdırıp,şimşekleri çakıp yıldırımlar atarak işmar vermez miydim,salmaz mıydım kartalımı çakalların üstüne?Doğru mu Artemis senin söylediklerin?Doğru mu Demeter senin söylediklerin de?Europa,doğru mu bu söyledikleriniz?Sizin gördüklerinizi ben nasıl görmüyorum,toprağa basarak gezip gördüklerinizi?Nasıl olur da gökler de gezen bir Tanrı görmez?Hey çağ,niçin yüz çeviriyorsun benden?Şimdi çıkıyorum Olympos’a!Tanrıları toplayacağım!”
Emir Baş Tanrının olunca uyulması gerekirdi ve hepsi birden bulunduklmarı yeri teretmeye başladılar ama bu seferde Hera ve hizmetçisi İris ormana gelmişlerdi.Toplantının yapıldığı yerde bir kenara atılmış olan çiçek sepeti Hera’nın gözünden kaçmadı.”Bu sepet Zeus’la buluşan o kadının olmalı!”Dedi.”Onun kim olduğunu ançak bu sepeti yapan Demirci Tanrı Hephaistos bilir,çabuk Etna’ya gidelim İris!”Ve ormandan hızla uzaklaşırlar.
……………………………………………………………….
Olympos Zeus sarayının avluya açılan iki kanatlı geniş ve yüksek kapısından Ocak Tanrıçası Hestia avluya girdi.Elinde dünya ışığını temsil eden meşalesini taşıyordu.Bakire Tanrıça,etrafına bakındı,avlunun kilere açılan bölümüne yürüdü,acelesi vardı,çünkü Tanrılar şöleni için hazırlıkların yapılması gerekiyordu.”Haydi Ganymedes,haydi Hebe,elinizi çabuk tutun,birazdan başlayacak Tanrılar Şöleni,sen Ganymedes,gümüş kupalara doldur Dıonysos şaraplarını,sen Hebe,hazırla tanrısal balı altın tepsilere,Demeter’in meyvelerinden donat masaları,ambroisa ve nektarı da unutma.Hey siz Musa’lar,Esin Perileri,güzel sesli Tanrıçalar,siz Kharitler alın yerinizi,Apollon birazdan Gümüş Lir’ini çalmaya başlayacak.Tanrı ve Tanrıçalar da gelirler birazdan buraya.Ben de dünya ışığının meşalesini bahçeye bırakayım,Baş Tanrı Zeus heykelinin yanına.”
Hestia tam çıkmak üzereyken Zeus’un oğlu,tez ayaklı Tanrıların Habercisi Hermes avluya girdi.”Hayır Hestia,Zeus şölen istemiyor,birazdan tanrılar toplantısı başlayacak,herkes boşaltsın burayı!”
Avluda bulunanlar aceleyle çıkar çıkmaz gerçektende Olymposlu bütün Tanrılar ve Tanrıçalar sert esen bir rüzgar gibi avlunun büyük kapısından içeriye girdiler.
Tanrılar Başkanı Zeus,hemen yanında yürüyen Oğlu Savaş Tanrısı Ares’i azarlıyordu:
“Ares! Bir kez daha sana güvenerek kralların yönetimini verdim,dünyadaki itibarımızı koruyasın diye,tam tersi oldu,çağlar boyu yaratılan eserleri yıkmaya,bize bağlı en sıradan insanları bile öldürmeye başladılar!Çağlar boyu yarattığımız uygarlıklar yıkılıyor,dünya da pis düzenler kuruluyor!”Ares,babasının bu suçlamalar karşısında sarsılmıştı ve kendisini azarlayan babasına karşılık verdi:
“Dünyada ki itibarımızı korumak için çok uğraştım;ama,İsa havarileriyle insanları büyüledi!Bize bağlı krallar ve İmparatorluk Hıristiyan olmadan önce Hıristiyanlığı ve Yahudiliği yasakladılar,ölüm cezalarıyla önlemeye çalıştılar onları ama başaramadık!Hırsla soluyan konsüllerimiz,baltacılarımız,cellatlarımız ve odun yığınları bile caydıramadı onları dinlerinden!”Müziğin ve sanatın Tanrısı Gümüş Lir’li Apollon’da söze girdi ve:.”Bir inanışı baltacılarla durduracağını mı sandın,kaba kuvvet kullanarak,zorbaca,insanların yüreğini inciterek?”Ak Yıldırımlı Zeus doğru söylüyor,dünyada ki itibarımızın kayboluşuna neden olan sensin Ares!”Diye gürledi Apollon.Apollonu’un da Ares’i azarlaması Deniz Tanrısı Poseidon’un dikkatini çekti.Poseidon,elinde tuttuğu üç dişli yabasını sertçe yere vurdu,tok bir ses çıktı vurduğu yerden ve bütün Tanrıların dikkatini bu şekilde üzerine Apollon’a atıfta bulunarak konuştu:
Poseidon:
“Apollon!Haksızlık yapıyorsun,Baban Zeus gibi!Siz insanların ne nankör yaratıklar olduklarını bilmez misiniz?Atina Halkı,benim tuzlu göllerimden daha çok,Athena’nın zeytin ağaçlarını severdi.Odysseus’un Oğlum Polyphemos’un tek gözünü kör ettiğini ben hala unutmadım,işte o zamanlardan beri biz Tanrılara başkaldıran insanların dünyada yaşamalarına izin veren siz değil miydiniz?”
Poseidon’un bu sözleri en çok Şehirlerin Koruyucusu Zafer Tanrıçası zırhlar içindeki Athena’yı etkiledi,elinde tuttuğu mızrağı Poseidon’a işaret ederek kavradı:”Dünyaları birbirine kattığım o altın çağları ne çabuk unuttun Poseidon!Hiç yorulmadan orduları yönettiğim çağları!Söyler misin bana,o çağlarda,hangi birimizin saygınlığı böylesine ayaklar altına serilmişti?İnsanlar benim zeytin ağaçlarımı senin tuzlu sularından daha çok sevdiler diye,hala o eski kıskançlığın devam mı ediyor bana?Ama seni iyi tanırım Poseidon,sen Ak Yıldırımlı Zeus Babamı da kıskanırsın,Evren’in pay ediliş kurasında Tanrıların Başkanı olamadığın için!”
Poseidon,Athena’ya cevap verdi:
“Troya Savaşında Baban Zeus Troya’lıları tutarken sen Akha’lardan yana olduğunu ne çabuk unuttun?Hera ve benimle Zeus’u Troyalılara yardım edemesin diye zincire vurmak isteyen sen değil miydin?Bu muydu senin Erdem Tanrıçası olman?Şimdi karşıma geçmiş Zeus’tan yana gibi görünüyorsun,kendisini hiç sevmediğin her zaman rakip gördüğün Ares’e de tavır alıyorsun,bana da karşı tavır almıştın,oğlumun tek gözünü kör eden Odysseus’u koruyarak,bu elimde tuttuğum üç dişli yabamdan!”
Zeus,Poseidon’un bu sözlerine karşılık verdi:
“Ben de severdim Odysseus’u,ölümlülerin akıldan yana en üstün olanıydı.Troya Savaşında kızım Athena,Troyalı yiğitlere pis düzenler kurardı bu doğru,davranışları hırslı tutkuluydu,on yıl süren Troya Savaşı boyunca beni bile eleştirmekten çekinmezdi.Ve hiç unutamıyorum,Akhilleus’la Hektor arasındaki savaşta ölüm kurasını çekerken sevdiğim yiğit Hektor’un ölümü için onay vermemi istemişti benden!
Ama yine de Athena’yı Ares’le mukayese edemem,kızımın huysuz yönleri yanında iyi yönleri de var.Çağlar boyu Atina Şehrinin Tanrıçası olarak yüceltmedi mi biz Olympos Tanrılarını?İnsanlar Panathania bayramlarında sevmediler mi bizi uzun ve büyük zamanlar boyunca?Ya sen ne yaptın Poseidon?Ürettiğin döller,hep dev,azman,ya da yamyamdır.Ege kıyılarında,İmroz da,Tenedos’ta,rahat bir ömür sürmedin mi?Athena cenk meydanlarında ter dökerken,şehirleri korurken,uygarlığı,sanatı öğretirken insanlara…Athena’yı nasıl bir tutarsın Ares’le?Kaleler yıkan elleri kanlı kötünün kötüsünü?Adı savaştır ama yüreksiz ve dönektir,delinin biridir,nasibini almamıştır akıldan yana!Sen git Poseidon,denizin altındaki altından sarayına,zaten Olympos’da oturmaktan hoşlanmassın,elinde tuttuğun üçlü yabayla dalgaları kabartıp,denizleri altüst eder,toprakları sarsarsın ama benim buyruklarıma baş eğmekten hoşnut olmazsın!Troya Savaşında sen de kimi zaman Troyalıları,kimi zaman Akha’ları tutarak bana da meydan okumuştun!Seni küçümsüyorum diye suçlardın beni!Kura çekildi hakkına deniz düştü senin,her zaman oturasın diye!Bana bulutlar arasında engin gök düştü diye ‘Olympos’da herkesin payı var’,diyerek bana her fırsatta diş bileyen sen değil misin?Yine sen değil misin,düşünce işlerine aklın ermeden,bana keyfime göre yaşadığımı söyleyen!”Zeus,bakışlarını bütün sertliğiyle Ares’e çevirdi:”Akıl mantık bilmeyen,körü körüne savaşa atılan,Ares’ten çekiyorum yetkilerimi,bundan böyle Athena bakacak dünya işlerine.”
Hera ileri atıldı,bütün öfkesinin gücüyle karşı çıktı.”Ares çok çalıştı,itibarımızı korumak için.Dünya tersine döndü diye ne diye çağırıp bağırırsın?Olacağı buydu işte!Asıl sensin itibarımızı yitirmemize neden olan,sensin Baş tanrı!”
Zeus:
“Ares’i dünya işlerini düzene sokmasını sen önermedin mi bana?Şimdi kalkmış böyle edepsizce azarlıyorsun
beni!
“Asıl edepsiz,asıl ahlaksız olan biri varsa O da sensin!Eski sevgilin Europa’yla buluştun dün,Artemis’e adanan kutsal ormanda!Seviştin onunla hiç utanmadan!”
Zeus:
“Hayır,sevişmedim onunla.”
Hera:
“Bu sepet ne peki?Europa’nın değil mi bu sepet,içinde sana çiçekler getirdiği?Asıl benim sana öfke duymam gerekirken,sen bizi almış karşına azarlıyorsun?”
Zeus:”Hera!Bu özel konuları benimle konuşacaksan odamıza çekilip öyle konuşalım.Olympods’un bütün sakinleri karşısında beni böyle rezil etmeye hakkın yok!”
“Umurumda bile değil Zeus!Asıl sen beni rezil ediyorsun!Seni son kez uyarıyorum beni yine aldatmaya devam edersen…”
Zeus,Hera’nın sözünü keserek:”Seni aldatmış olsam,seni aldatıyor olduğumu açıkça söylemez miyim sanıyorsun?Sen benim en sevdiğim biricik karımsın.Toplantımız burada bitmiştir,çıkabiliriz.”
Zeus Sarayının Avlusundan Hera ve Ares dışında bütün Tanrılar çıktılar.Hera,kendisiyle konuşmak isteyen oğluna:
“Ares,daha sonra konuşuruz,beni yalnız bırak!”Dedi.Ama Ares,annesi Hera’yla konuşmakta kararlıydı:
“Niyetim seni teskin etmek değil,bir başka gerçeği daha söylemek istiyorum sana.Babam Zeus seni sadece kadınlarla aldatmıyor!”
Hera:
“Söyle söyleceğini ve burayı terket Ares,şu an sinirlerim çok bozuk!”
Ares:
“Babam seni Ganymedes’le de aldatıyor!”
Hera elindeki sepeti bırakır.
“Bunu asla affedemem!”
Ares:
“Bana verdiği yetkileri de aldı elimden.Sen toplantıya katılmadan evvel,çekti karşısına beni,küfürler savurdu bana!Hangi yüzle çıkacağım yoldaşlarımın karşısına?Neyse ki Poseidon,arka verdi de kurtuldum iyice rezil olmaktan…Athena’yı da benden üstün gördüğünü söyledi,seni de çekiştirdi arkandan,senin için kıskanç,inatçı,hırçın ve dırdırcıdır dedi. Arkadan düzen kurar,hiç bir işi açık değildir,dedi.Hasır altından su yürüttüğünü söyledi,sevgi ve nefretleri hiçbir mantığa dayanmaz dedi.Silah ve yetkilerini kötüye kullanmaktan çekinmediğini söyledi.”
Hera:
“Doğru mu bütün bunlar Ares?Benim arkamdan böyle konuştu mu?”
“Doğru Tanrıça.”Diye cevap verdi Ares,emin bir ses tonuyla.Hera,Ares’e inanmakta zorluk çekmiyordu,bir gece yarısı Zeus,Ganymedes’in yanaklarını okşarken gözleriyle görmüştü.
Hera:
“Ares,Aphrodıte’ye,Poseidon’a,Hephaistos’a ve Hades’e söyle gelsinler,seninle daha sonra konuşuruz.”Ares:”Başüstüne Tanrıça.”Dedi ve çıktı.Hera,koskoca avluda yapayalnız kalmıştı.Baş Tanrı Zeus’un bir zamanlar kendisi için söylediği aşk sözcüklerini hatırladı.
Zeus’un sözlerini yeniden işitir gibiydi:
“Yatalım gel,sarmaş dolaş olalım yatakta,doyasıya.Bugüne dek ne bir tanrıçaya,ne bir kadına karşı yüreğime akan aşk böyle altüst etmedi beni.Ne İksion’un karısı olacak kadını sevdiğimde Tanrılara denk danışman Peirithoos’u doğurdu o kadın,ne Akrision’un güzel topuklu kızını sevdiğimde,ne üstün yiğit Perseus’un anası Danae’yi ne çok ünlü Phoiniks’in kızını sevdiğimde,Minos’la tanrıya benzer Rhadamanthys’ü doğurdu o;ne Semele’yi sevdiğimde,Semele Dıonysos’u doğurdu,ölümlülerin neşesini,Alkmene Thebai’de otururdu.Bana üstün yürekli Herakles oğlumu doğurdu;ne güzel saçlı Demeter’i sevdiğimde,ne ünü uzaklara yayılan Leto’yu sevdiğimde.Seni bile hiç bir zaman sevmemiştim şimdiki gibi.”
Hera,eski anılarının hesaplaşmasını yaparken Aphrodıte,Poseidon,Hephaistos ve Hades,avludan içeriye girdiler.Bütün meraklı bakışları Hera’nın üzerinde toplandı:Hera,gözlerini Aphrodıte’ye çevirdi:
Halit ŞENER
Haziran 17, 2009 at 12:00
Laiklik uğrunda düşenlerin anısına
Halit ŞENER
07:57:39 @ 26-02-2008
344 Defa Okundu
ÖZGÜRLÜK
Özgürlük,
Barış tohumu
İlerlemenin anası
Diyalektiğin çelik dilidir…
Özgürlük,
Sınırlarını hiç kimseye çizdirmez
Kutsala bile
Çünkü
Özgürlük
Varlığın nedenidir…
Özgürlük öldürmez,
Yaşatır.
Bir su gibi yıkar
Bir ırmak gibi akar
Temizler her türlü kirliliği…
Özgürlük,
Düşüncenin kuşkuculuğu,
Mutlak doğruculuğun
Önünde eğmez boynunu,
Eğemez onu en sert çelikler bile
Çünkü özgürlük
İnsanlığın en soylu varlığıdır…
Özgürlük,
Bağnazlığın korkulu rüyasıdır
Ama ne var ki,
Korkunun ecele faydası yoktur,
Bağnazlık yok olmaya mahkumdur;
Boşunadır
Uluorta yakıp yıkmaları
Boşunadır
Tehdit dolu haykırmaları…
Özgürlük,
Bağnazlığın
Silahlarıyla değil,
Karanlık yolları
Aydınlatmak için
Bilginin,düşüncenin ve eylemin
Işıltılı yöntemleriyle savaşır
Öldürmez hiç kimseyi
Bir çocuğun burnunu bile kanatmaz…
Özgürlük,
Emperyalist ordulara,
Çapulcu haydutlara,
Şiddet savaş ve teröre,
Hunharlık ve cinnet yollarına
Asla itibar etmez,
Çünkü özgürlük,
En güçlü ve en boyun eğmez
Filozoflara sahiptir,
Ölümden korkmayan ama
Öldürmeyen filozoflara…
Özgürlük,
Ateşini Prometheus’un yaktığı,
Demirci Tanrı Hephaistos’un
Tanrısal elleriyle Etna’da yaptığı
Sönmez bir meş’aledir,
Çağlar boyu aydınlatsın diye
İnsanlığın yolunu
Rüzgardaki ışığıyla…
Özgürlük,
Ekmektir,sudur,topraktır,
Havadır,Güneş’tir,hayattır,
Yaşamak için cesarettir,
Erdem için bilgidir,
Bilgiyi severliktir.
Bilgiyi severlik’philiosophia’dır.
İşte,felsefe bu nedenle
Zeus’un karşı konulamaz kalkanı gibi
Fikrin en büyük silahıdır…
Özgürlük,
İnsanlığa
Filozoflar çağının
En soylu mirasıdır.
Tez-antitez ve sentez tekerleğinin
Uygarlığa dönüşümüdür…
Özgürlük,
İnsanlığın onuru,
Sevgi ve cesaretin ödülüdür,
Bazen Jupiter’in yıldırımları
Hephaistos’un Etna Yanardağıdır,
Helios’un ışık saçan okları,
Apollon’un altın Lir’idir.
Bilinç ve Özgürlük Tanrısı Prometheus’un
Sonsuzluğa giden yolda
Çağlar boyu
Özgür düşüncenin keskin dilidir…
Özgürlük,
İlham Tanrıçaları dokuz kızkardeş
Musa’ların müziğidir,
Tanrıların şöleninde söylenen.
Aşk Tanrıçaları
Kharit’lerin dansı,
Dıonysos’un şarabıdır,
Hebe’nin tepsisinde Tanrılara taşıdığı
Ambroisa ve nektardır…
Özgürlük,
Çağlar boyu
Hiçbir şeye boyun eğmeden
Irmaklar gibi akan,
Şelaleler gibi çağıldayan,
Okyanuslar gibi çoşan,
İnsanlığın tarihidir,
En yapılamaz sanılan
Devrimlerin ateşidir…
Özgürlük,
Sadece bir kitap değildir,
İskenderiye Kent’i dolusu kitap demektir,
Sayfa sayfa,cilt cilt,
Karanlık tarihlerde,
Hıristiyan papazların fetvalarıyla,
Zaman zaman yakılan,
Barbar komutanlar ve
Müslüman
Halifeler tarafından,
Hamamlara fırınlara dağıtılan,
Ama yok edilemeyen,
Tarihin en bilinmez köşelerinden gelen
İnsan emeği kitaplardır,
Alın terleridir…
Özgürlük,
Toprak Tanrıça
Gaia Ana’nın bağrıdır,
Demeter’in buğday başağı yaratan
Tarlalarıdır,
Okenaos’un ırmaklarıdır,
Korularda dolaşan Nymphaları,
Naiadlarıdır…
Özgürlük,
Okyanuslarda bir damla bile olsa
Korkmaz karanlık sulardan,
Çünki,’umut’çıkmıştır yeryüzüne
Pandora’nın sandığından…
Özgürlük,
Aydınlığın kapısı
Bilgeliğin ve özgür düşüncenin
Cehalete karşı
Kan dökmeyi düşünmeden
Uygarca savaşımının adıdır,
Ve
Gerçek barışın en temel kaynağıdır,
Alçakların merhametine değil,
Bilginin özgür güvenine
Yaslar sırtını,
Korkmaz çelik yüreği,
Kara yüzlü zorbaların tehditlerinden,
Kuşatmalarından.
Özgür ruh,
Ve gerçek özgür ruhlular,
Tutsaklığın ve baskıların
Altında yaşamaktansa,
Köle olup,
Her gün bin kez ölmektense
Bir kez ölmeyi
Göze alan cesarettir…
Özgürlük,
Tanrıların yaşadığı Olympos’tur,
Tanrıların Habercisi Hermes’in
Rüzgarlarıdır,
Gılgameş’in aradığı ölümsüzlük
Ve
En görkemli yiğitlerin
Uğruna savaştıkları
Çanakkale’dir,Troya’dır,
Helena’nın gök mavisi gözleri,
İthake Kralı Odysseus’un
Yurduna gitmek için yüzdüğü
Ege kıyılarıdır upuzun…
Özgürlük,
Homeros’un,Hesiodes’in,Sophokles’in
Ölümsüz destanlarıdır…
Özgürlük,
Shakespeare’in zengin dilidir
Kelimelerinin sihridir,
Othello’nun kıskançlığı
Desdoman’ın ıslak mendilidir.
Kralların Asa’sı,
Brecth’in ‘epik tiyatrosu’nun
Kapısıdır.
Karekterlerin dansı
Müziğin raksı
Kelimelerin ışıltısıdır…
Özgürlük,
Uğruna en çok şiir yazılan
Destanlar anlatılan
Savaşlar yapılan
Bir insanlık tarihi macerasıdır,
Bazen Hector’un korkmaz yüreği,
Kimi kez de
İnsancıl Adalet Tanrıçası Nemesis’in
Ve
Tanrısal Adalet Tanrıçası Themis’in
Titreyen vicdanıdır…
Özgürlük,
Yüreğinde sevgi olan
Hayatı seven insanların harcıdır.
Daha körpe yaşlardan itibaren
Cahil büyükleri tarafından
Bağnazlık yalanlarıyla
Ufku,aklı,vicdanı karartılan,
İnanç sömürüsü uğruna
Kin ve nefrete itilen
İyiyken kötüye çevrilenlerin
Harcı değildir,
Özgürlük inancın değil,
Bilginin eseridir…
Özgürlük,
Bağnazlık inancının
Ve
Mutlak doğrucu
Cılız,zayıf ve son bulmuş
Can çekişen tabu’ların
Korkulu rüyasıdır.
Özgürlük
Kirli çamaşırları olanların korkusu
Şeffaf,berrak ve cesur olanların arzusudur…
Özgürlük,
Bağnazlığın tutsak ettiği halkını
Emperyalizmin esaretinden,
Karanlıktan,cehaletten
Kurtarmayı
Kendisine bir onur ve şeref edinen,
Bunu Atatürk gibi görev bilen
En soylu insanların harcıdır…
Özgürlük,
Wellace’nin
İdam sehpasındaki
En son haykırışıdır…
Özgürlük,
Kalbi insan,doğa ve hayvan sevgisiyle dolu
Karekteri sağlam
İnsanların harcıdır.
Korkaklar,
Yobazlar,
Cahiller,
Köle ruhlular,
Sevimsizler,
Katiller,
Sevgisizler varamaz ona,
Çünkü onu taşımak
Atlas’ın Dünyayı omuzlarında
Taşıdığı kadar
Ağır bir eylemdir,
Yarı Tanrı olmak gerekir bazen
Herakles gibi,
Yüz başlı karanlığın ejderleriyle
Savaşmak için…
Özgürlük,
Socrates’in diyalektiği,
Aristoteles’in mantığı,
Voltaire’nin Kiliseye karşı gelişi,
Galileo’nun inadıdır,
Atatürk’ün ufka bakışıdır…
Özgürlük,
Rönesansın ilan ettiği
İnsan hak ve temel özgürlüklerin ilanı,
Devletin Kilise’den ayrılışıdır.
Özgürlük,
Türklüğün ateşten imtihanıdır…
Özgürlük,
Her türden bağnazlığa
Haddini bildirmektir…
Özgürlük,
Uğur Mumcu’nun kalemi,
Turan Dursun’un cesareti,
Theo Van Gogh’un
Gerçekleri gösteren
Objektifidir…
Yorumlar
Sayfamızın bu bölümünü kullanabilmeniz için TC Kimliğinizi Onaylamanız ve Üye olmanız gerekir.
Hızlı Üye Olun
Kullanıcı Adı :
Şifre :
E-Posta :
TC Kimliğinizi Onaylatmak için “Buraya Tıklayın”
1202 SMS servisi
Halit ŞENER
Haziran 17, 2009 at 12:09
yav hanginizin doğru anlamadım ben şimdi üstelik ödevim bu napacam ben şimdiiiiiii
elifffffffff
Aralık 24, 2009 at 12:58