Archive for the ‘düzyazılar’ Category
Dini İnançlar Çocuklara, Çocuklar Soyut-Somutu Ayırt Edemezken Yerleştirilir.
Belli bir yaşa kadar soyut ve somutu ayırt etme yetisine sahip olmayan çocuklara, dini görüşler empoze edilir.Ve bu görüşler genellikle kalıcı olarak, nesilden nesile aktarılır.Eğer bir çocuğa, aslında sizin uçabilme yeteneğinizin olduğunu söylerseniz inanacaktır, dünyanın düz olduğunu ve 5 tanrı tarafından 15 günde yaratıldığını söylerseniz size inanacaktır.Saçma olduğunu düşündüğünüz bu örnekler çoğaltılabilir.Ancak bu görüşlerin; dünyanın bir tanrı tarafından 7 günde yaratıldığını iddia eden görüşten daha az doğru olduğunu söyleyemeyiz.Sebebiyse, her ikisinin de aynı kanıt derecesine sahip olması; daha doğru bir ifadeyle hiçbir kanıta sahip olmamasıdır.Sinirlenerek, “Bu yazı tam bir saçmalık! Dünya allah tarafından yaratılmıştır.” şeklinde düşünen bir kişi acaba, henüz soyut-somutu ayırt edemezken dünyanın 15 tanrı tarafından 1 saatte yaratıldığını öğrenseydi; yine de, şu an savunduğu düşünceyi mi savunurdu acaba ? Bu pek mümkün görünmüyor. Çünkü, istatistiksel olarak bireyler, yaşadığı ülkede hakim olan dine mensup oluyorlar.Yahudiler , “Dünyanın nasıl oluştuğu konusunda bizim inancımız doğru.” diyorlarken , müslümanlar da aynı şekilde “Dünyanın nasıl oluştuğunu en iyi bizim inancımız açıklar.” diyor.Tüm dinlerin ortak noktası var ki; bu soru dahil birçok soruya kanıt yoluyla cevap verememeleri.
Çocuklara dini inancın, henüz onlar soyut-somutu ayırt edemiyor iken, -dolayısıyla kendi aklı ile doğruyu aramasına izin verilmiyorken- dini inancın yerleştirilmesinin doğru olmadığına değinmişken, Arthur Schopenhauer’in “Dünya, 15 yaşından küçük çocuklara din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa, belki o zaman ona umut besleyebiliriz.” sözünü eklemek gerekir.
Eğer seçtiğiniz dinin mantığa ve akla uygun olduğunu düşünüyorsanız çocukların yaşı büyüdükçe, içinde bulunduğunuz dini duruma, akıl ve mantıklarını kullanarak ulaşabileceklerini düşünüyorsunuz anlamı çıkar.Ve akıl, mantık ile bulunabileceğini düşündüğünüz bu -en ideal- dinin, çocuğunuz tarafından aklını ve mantığını kullanarak bulunmasına izin verin. Buna izin vermemek, dinin akıl ve mantık ile bulunamayacağını -farkında olmadan da olsa- savunmak anlamına gelir.
Ajanda 2010 – İllallah !
Dini görüşlerin bilimsel gelişmeleri her zamanki gibi hoş karşılamadığı şu yıllarda, 2010 yılı için “2010 Ajanda – İllallah” adı ile ajanda hazırlayan Metis Yayınları editörlerinden, anlamlı bir mesaj var .
(Küçük bir not : Ajandanın 40. sayfasında, ateist.wordpress.com içeriğinden “Peki ya siz yanılıyorsanız?” isimli yazı da bulunuyor : http://ateist.wordpress.com/2009/06/23/peki-ya-yaniliyorsan-sorusu/ )
Bu ajandayı hazırlayan bizler, inanma hakkına saygı duyuyoruz. Ama biraz daha derin bir saygıyı, inanmama hakkına duyduğumuzu da belirtmemiz gerek.
İnanmanın bir kez daha tartışılmaz bir şekilde insan varoluşunun temellerinden sayılmaya başladığı günümüz dünyasında, (ülkesine ve mekânına bağlı olarak) inanma hakkı örgütlü dinlerle, devlet bütçeleriyle, polis ya da asker kuvvetleriyle koruma altına alınmış durumda; buna karşılık, varoluşlarını inanma temelinde tanımlamak istemeyenler genellikle tekil, münferit ve örgütsüzler. Doğduğumuzda dinsel bir kimlik edindiğimiz varsayılıyor ve dünya karşısındaki duruşumuzu nasıl tanımladığımız sorulmadan bu kimlikler atfediliyor bize; üstelik yirminci yüzyılın sonlarında başlayan bu yeniden dinselleşme eğilimi siyasi, tarihsel bir gelişme değil de doğal bir oluşummuşçasına kabullenmemiz bekleniyor. Vicdana, adalet ilkelerine, ortak hukuk arayışına dayalı mutabakatlar oluşturmak yerine kendi seçimimiz olmayan kimliklerin sözcülüğünü yapmamız bekleniyor. Dolayısıyla, saygı duyup haklarının tanınmasını istediğimiz inanan kesimlerin bizlerin inanmama hakkını bertaraf edeceği kaygısından kurtulamıyoruz, ki gerek dünyanın gerekse ülkemizin tarihine şöyle bir göz atıldığında pek de yersiz olmadığı görülen bir kaygı bu.
Dinsel, etnik, cinsel vb. kimliğiyle yaşamak isteyenin bu haklarına sahip olması demokratik bir toplumun esasıdır kuşkusuz; ancak kendisini bu tür verili kimliklerle tanımlamak istemeyenlerin vatandaşlık haklarının da aynı tavizsizlikle savunulması, eşit ölçüde meşru bir haktır bizce.
İnanmama hakkının da bir insan hakkı olarak tavizsiz uygulanacağı bir dünya ve ülke umuduyla, bu ajandayı kendisine dinsel kimlik dayatılmasından illallah diyenlere sunuyoruz…
Ajanda içindeki metin başlıkları : Çok dindar bir inançsızım ben ,Böyle Buyurdu Zerdüşt, Uçan Spagetti Canavarı, Peki ya sen yanılıyorsan?, Cevabı zor değil!, Bana şükürler olsun ki!, Şeyh ve Arzu, …ve puf diye kaybolur!, Karikatür: Yiğit Özgür, Karamazov Kardeşler,Cehaletin sığınağı,Ateizmin Zorunluluğu,Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı,Sürgün,Zorunlu Din Dersi Hak İhlalidir: Kaldırın!,Son Nefesim,Yaşama Uğraşı,Düşünüyoruz…,Feministler diyor ki…,Şiirler,Hayal Et,Bunu biliyor muydunuz?,Peynir ve Kurtlar,Karikatür: Bahadır Baruter
Satın almak isterseniz ; (3.20 TL) Ajandanın Metis Yayınları sayfası – Ajandanın idefix sayfası
( idefix.com , Metis Yayınları’ndan kitap alan herkese bu ajandayı hediye ediyor. )
Bilimin Bugün Cevap Veremediği Sorular, Tanrının Varlığının Kanıtı Olamaz.
Bir tanrıya inananların , tanrının varlığını kanıtlama yolundaki en büyük görüşlerinden biri ; bilimin cevap veremediği soruların olmasıdır.Bu soruların cevabı ise ; bilimin açıklayamaması sebebiyle “tanrının işi.” şeklinde bir cevaptır. Oysa , bilimin bugün cevap veremediği soruların olması , bu soruların hiçbir zaman cevap bulamayacağı anlamına gelmez. Bilimin cevap veremediği soruları bir tanrısal güç ile bağdaştırmak ; yarını düşünmeyip sadece bugüne göre düşünmekten başka bir davranış olamaz.Örneğin bilim , depremin sebebini açıklamadan önce depremin tanrının işi olduğunu düşünen insanlar , bugün yaşasalar belki de depremin tanrının işi olmayıp “yerküre içerisindeki kırık(fay) düzlemleri üzerinde biriken biçim değiştirme enerjisinin aniden boşalması sonucunda meydana gelen yer değiştirme hareketinden kaynaklanan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzünü sarsması olayı” olduğunu düşünebilirdi.Benzer şekilde bugün , cevabı kesin olarak bilinemeyen soruların olması ; bu soruların , sonsuza kadar cevapsız kalacağı anlamına gelmez.Dolayısıyla , bilimin -henüz- doğruluğunu kanıtlayamadığı bir takım soruların olması ; bizi , bir tanrının olduğu bilgisine ulaştırmaya yetmez.
Günümüz Modern Dünyası Orta Çağdan Daha Karanlık Değil.
“Orta çağ insanı.” sözü bir insanı aşağılamak , onun geri kafalı olduğunu iddia etmek için kullanılır.Peki günümüz toplumundaki insanlar , orta çağ insanlarından çağdaş ve akılcı mı ?
Işığın olmadığı bir odada karanlıkta oturmak zorunda kalan insanlar gibiler ; orta çağ insanları.Modern çağ insanları ise genellikle ışığı olduğu halde karanlıkta oturan insanlardan oluşuyor.
Yağmur , deprem , astronomi , ekoloji ve benzeri olaylar için orta çağ insanının , bu olayların neden yaşandığına dair kafasında oluşan soru işaretinin cevabında “Tanrının işi” mantığından başka bir mantık aramak bir hâyli zor. Bilim , küçük bir topluluğun ayrıcalığı ve bunu yayma şansları bir hâyli düşük. Sebebi , kiliselerin ve din adamlarının baskın tavırları.Birçok bilim , felsefe insanının engizisyon mahkemelerinde acımasız şekilde ölüme çarptırıldığını duymayanımız hemen hemen yoktur.Ancak kilisenin tüm bu bilim karşıtı tavırlarına rağmen , din-bilim çatışmasında bilim galip çıkıyor ve kilisenin “Evrenin merkezi dünyadır.” gibi yanlış görüşlerini çürütüyor.
Günümüzde bilim birçok soruya cevap verebilmesine rağmen , bu cevapları araştırmaktansa “Tanrının işi” diyerek geçiştiriyoruz.Evrim teorisi gibi , din ile örtüşmeyen ancak bazı bilimsel gelişmelerin doğruluğunu haklı çıkardığı gelişmelere hak verenleri aptal olarak görüyor ve o teorinin içeriğini araştırma şansımız olduğu hâlde , “Maymundan geldiysek maymun neden bugün maymun ya da bugün neden maymun insana dönüşmüyor?” gibi eleştirilerle teorileri çürüttüğümüzü zannediyoruz ayrıca.Daha sonra , kahvehanede okey,batak oynamaya gidiyoruz , bu teoriyi çürütmenin(!) verdiği keyifle.
Acaba , bilimden faydalanma şansı bizimki ile karşılaştırılamayacak olan orta çağ insanı ; bilimden faydalanma şansı olduğu hâlde faydalanmayan ve içinde ; dinsizleri,diğer dinlere mensup insanları öldürme isteği olan modern çağ insanından geri kafalı mı ? Yoksa asıl geri kafalılık , bilimden faydalanma şansı olduğu halde faydalanmayıp , her soruya “Tanrı böyle istemiş.” diyerek geçiştirmen modern çağ insanı mı ?